Lâf Salatası – Eylül 2010

blank
Bir elimizde beş parmağımız var. Bunların serçe, işaret, baş, orta ve yüzük diye de beş ismi var. Buradan anlaşılıyor ki insanlık olarak yüzük için bir parmak tahsis etmişiz. Buraya kadar herşey normal. Gel gelelim yüzüğün diğer parmaklara transfer olduğu durumlar var. Bazıları orta parmağa takar, hoş karşılarız. Bazıları işaret parmağına takar, bişey demeyiz. Bazıları serçe parmağına takar, güler geçeriz. Ama o yüzük nah böyle kocaman baş parmağa takılmıyor mu, işte o görüntü beni benden alıyor.
blank
İnsanların aşırı derecede rahatsız oldukları halde kullanmaya devam ettikleri eşyalar vardır. Mesela topuklu ayakkabı: Bir insan ayağı için tam bir işkencedir. Dar kot pantolon: Elini cebine bile sokamazsın. İp şeklinde uzun deri bileklik: Bileğini sıkar da sıkar. Ama insanoğlu bunları kullanmaya devam eder. Neden? Görüntüsü güzeldir çünkü. Estetik durur. Bu sebeplerden çekilen sıkıntıya anlam verebilirim. Ama parmağın kaskatı kesildiği halde göze de hoş görünmeyen baş parmağa takılan yüzük neden hala varlığını sürdürüyor bunu merak ediyorum ben.
blank
Binlerce defa gördüğümüz halde dikkat etmediğimiz birçok ayrıntı vardır hayatta. Ben geçenlerde birine dikkat ettim. İnsanlık olarak arı hayvanına son derece saygılıyız arkadaşlar. Sinek görünce öldürürüz, böcek görünce öldürürüz ama arı görünce öldürmeyiz ya, bunu düşündünüz mü hiç nedendir diye? Ben düşündüm dostlar. Bize bal yapar çünkü o hayvan. Hayvana bile çıkar amaçlı yaklaşırız biz. Hesabımıza çalıştığı için tıpkı bir mafya babası gibi korur kollarız, onu beladan uzak tutarız. Karşılıksız sevemeyiz işte. Ne bileyim, düşününce dramatik geldi.

blank
Birisi Türk Telekom’a salak olmadığımız söylemeli. Sabit bir numarayı arıyorsun, birkaç defa çalıyor, açan olmazsa devreye bir ses kaydı girip “aradığınız numara şu anda cevap vermemektedir” diyor. Gerizekalı değiliz herhalde cevap verilmediğini anlıyoruz da neden azarlanıyoruz onu anlamıyorum. ( Denedim, 5 defa çaldırınca devreye giriyor.) Bir düşündüm bunu neden yapmışlardır diye, şöyle bir kanıya vardım. Şimdi karşı taraf açmadığı sürece bir telefonu aramak ücrete tabi değil. Ama sonuçta bir noktadan başka bir noktadaki telefonu çaldırdığın zaman belli bir elektrik enerjisi harcanıyor. Yani hiç yoktan herkes 10’ar defa telefon çaldırsa bir hayli enerji sarfiyatı olacak ve Türk Telekom bunun parasını bizden alamayacak. Adamlar da sinekten yağ çıkaralım hesabı, “çok çaldıranı azarlayalım da birdaha çok çaldırmasın” demişler herhalde. Başka mantıklı açıklaması olan varsa eklesin.
blank
Teknoloji iyi ilerliyor, hoş ilerliyor da, bazen biraz kasıyor gibi. Iphone yaptılar, üstüne ek yapıyorlar. 3S, 4C kıl, yün… Yeni birşey çıkmıyor yani. Cep telefonunda MMS fiyaskosundan sonra bu defa da 3G denilen bok operatörlerin elinde patladı. Sayın operatörler, sermayeyi teknolojiye dayamadan önce bir düşünün önce. Bizim insanımız telefonda konuşurken nerede olduğunu göstermek ister mi? Zaten hiç gerek olmadığı halde nerede olduğumuz konusunda sürekli yalan söyleyip durmuyor muyuz milletçe? Her neyse konuyu dağıtmadan muhabbetin çekirdeğine geçelim.

blank
Adamlar havayla çalışan kol saati yapmış. Bildiğin dünya havasıyla çalışıyor. Dikkatli olun a dostlar, yakın gelecekte “kardeşim su yakmıyor bu” esprisini kaybedebiliriz. Onu bunu boşverin de duyduğuma göre bu saatin fiyatı 2.500 Euro kadarmış. Bu fiyatı duyunca şöyle bir araştırdım, bir saat pili yaklaşık 50 kuruş. Ve bir pil minimum 2 yıl gidiyor. Bu hesaba göre havayla çalışan (sözde bedavaya çalışan) saate vereceğimiz parayla  tam tamına 20.000 yıl pilli saat kullanabiliriz. Kendine gel yirmi bin diyorum. Sene iki bin on. Sonra, gavur yapıyor. E yapıyor yapmasına da, seni beni yapıyor. Aldanmayın hava yakan saatlere falan. Hadi canlarım benim.
blankArkadaşın kolu kırılıyor, alçıya alınıyor kol. Ne kötü. İnsan organı taşın içinde durmak zorunda. Ve insan o taşı sürekli taşımak zorunda. Saçma sayılmaz ama dramatik gibi be. Neyse çıkış noktamız bu değil, imza. Alçıya atılan imza. Milletçe alçıya alınan kola imza atma meraklısıyız. Ulan içinizdeki bu mikro mimari sevgiyi arkadaşımızın kırık kemiği üzerinden mi tatmin ediyoruz nedir? Hepimizin içine minik Mimar Sinanlar mı kaçmış arkadaş? Adamlar camiler, katedraller yapıyor, üzerine adını yazmıyor. Bizimki yarım metrekare beton dökse üzerine adını soyadını, o günün tarihini falan yazıyor. Şöhrete giden yolu bu kadar kısaltmayın birader. Kırık kemik üzerinden, kum, çakıl, çimento üzerinden prim yapmayın. 
Aşın kendinizi artık. Kelimeler benim!
Bu yazıyı paylaşmak istersin diye buraya renkli düğmeler koydum
blank
Blog Yazarı
Sezer İltekin
Bu konuyla ilgili bir fikriniz var mı?

4 Yorum
  • Yine ağzım genişlemiş, gözlerim satırları bitirmek istercesine, koşarak okudum bu en sevdiğim bölümü ;) Eline yüreğine aklına sağlık Sevgilim ;*

  • Valla kusura bakmayın sayın yönetici ama başparmağa yüzük takmanın nesi abes??? ben yıllardan beri takıyorum ve hiç rahatsız olmuyorum.aksine benim bi parçam gibi oldu o yüzük.yani bi sorun yok.benim gibi düşünen birçok bayan vardır umarım….:):):)

  • İnternette en güzel sitelerden birisi olduğunuzu düşünüyorum.Tasarımınız ve konularınız güzel.Sloganız etkileyici.Sizi takip etmeye çalışaçağım