mezar başındaki kadın

Başın Sağ Olsun Diyememek

İnsan yakını öldü diye story atar mı? Atıyor. Bir tanıdığım -arkadaşım diyemiyorum çünkü yolda karşılaşsak muhtemelen selamlaşmadan geçer gideriz- kardeşinin cenazesinin saat kaçta nereden kaldırılacağını, cenazenin hangi mezarlığa defnedileceğini bir Instagram hikayesi ile haber veriyor herkese. Yadırgamıyorum. Dürüst olmak gerekirse önce yadırgar gibi oldum, sonra düşününce ne yapsın dedim; günümüzde sosyal medya hikayelerinden daha hızlı yayılan ne kaldı ki? Yirmili yaşlarında hayata veda eden kardeşini de çocukluğundan beri tanıyorum. Çocuğun profiline girip baktım, zamanında takip isteği göndermişim ama askıda kalmış. Sonsuza kadar kabul edilmeyi bekleyen bir takip isteğim var artık.

Başka bir arkadaşım birkaç gün önce kayınvalidesinin ölüm haberini Whatsapp hikayesinden paylaştı. Eşini de tanıyorum, karşılaşınca selamlaşırız. Bir şey yazmadım. İki gün sonra yaptığı paylaşımda kendisini arayan, mesaj atan, destek olan herkese teşekkür etmiş. Aynı şekilde eşi de bir paylaşım yaparak arayıp mesaj atan ve bu zor zamanında kendisine destek olan herkese duyduğu minneti dile getirmiş.

Peki bir mesaj atıp “başın sağ olsun” demek bu kadar mı zor? Benim için zor evet ve bu yazının konusu da bu. Yakınını kaybeden insanlara mesaj atamıyorum, arayıp soramıyorum. O anda gereğinden fazla empati yapıp görmek isteyeceği son şeyin benim basmakalıp mesajım olacağını düşünüyorum. Aradığım zaman ekranda adımı görüp, istemeyerek telefonu açacağını ve kuracağım cümlelerin onu daha çok üzeceğini düşünüyorum. Yakını ölen insanların o birkaç gün içinde kimsenin baş sağlığı mesajlarını duymak istemeyeceğini düşünüyorum. Bu yaptığım kimileri için “ayıp” sayılabilir ama hissettiklerim tam olarak bunlar. Zor geldiğinden veya duyarsız olduğum için değil, aksine gereğinden fazla duyarlı olduğum için, bir anlamda acılarından utandığım için arayamıyorum insanları. Belki de bundan 10 yıl önce yaşadığım duygular su yüzüne çıkıyordur. Babamı kaybettiğimde gelen hiçbir mesaj, hiçbir arama umrumda değildi. Arayıp soranlara kızmıyordum elbette ama acımı hafifletecek, beni bir parça mutlu edecek bir eylem olduğunu da söyleyemem.

Alevlerin ortasında, yangından kurtulmak isteyen kişiye yanık kremi uzatmak gibi geliyor daha cenaze kalkmadan arayıp “başın sağ olsun” demek. Ne yapalım öyleyse? Sanki yakını ölen kişiyi en az bir hafta sonra aramak gerektiğini düşünüyorum. Tabii bunu yapamıyorum çünkü bu yazıda anlattığım her şeyi en baştan alıp, neden bir hafta sonra aradığımı izah etmem gerekebilir “sonradan arayan” kişi olarak.

Tüm bunlara rağmen ölenlerin ardından kalanların aranmaktan, baş sağlığı mesajları almaktan mutlu olduğunu görüyorum. Herkes benim gibi hissetmiyor olabilir hatta gayet iyi biliyorum ki çoğunluk böyle hissetmiyor. Bu konuda insanlara nasıl davranmam gerektiği konusundaki kararsızlığımı bu yazıyı yazarak biraz aşmış olabilirim. Sadece size değil, kendime de anlatıyorum bunları ve bu konuda sizin de fikirlerinizi merak ediyorum. Sevgiler.

Bu yazıyı paylaşmak istersin diye buraya renkli düğmeler koydum
blank
Blog Yazarı
Sezer İltekin
Bu konuyla ilgili bir fikriniz var mı?

25 Yorum
  • Sonuna kadar katılıyorum. Ancak insanlar artık öyle bir hale geldi ki herşey yapmacık oldu. Yaşanan ölümler ve acılar bile. Bende ölüm, hastalık vb. durumlarda şuan arasam veya mesaj atsam müsait değildir kesin. Birde bana laf anlatmakla meşgul olmasın sonra ararım diye düşünüyorum ama maalesef herkes bu şekilde düşünmüyor. Acılar bile sosyal medyadan yaşanır paylaşılır oldu. Taziyeler sadece bir mesaj ile olup bitiyor.

  • Benzer duyguları hissettiğimi söylemeliyim.

    Yakını ölen biri nasıl teselli edilir, ne söylenir bilmem. Tesellisi de yoktur zaten öyle bir durumun.

    Telefon açıp bir başın sağolsun demek veya gidilebiliyorsa ziyaret etmek yapılması gerekendir ama ne bileyim, öyle moloz gibi insanın yüzüne bakar cümle dahi kuramam öyle durumlarda.

    Sonra kurulan sofralara, iştahla yemek yiyen insan kalabalığına bakarım. Cenaze evi olmuş sana aş evi. Yakınını kaybeden daha acısı tazeyken gelen misafirleri ağırlamakla, doyurmakla meşgul olur ve ben her seferinde garipserim bu durumu.

  • Sana katılıyorum kardeşim
    Dediğin gibi iki arada bir derede kalıyor insan ama arasak ta aramasak ta, bir vefat haberiyse ölenin arkasından dua etmek bence karşı taraf bilmese de en faydalı şey olacaktır.

  • Vallahi oluyor Sezer Hocam, insan birinin vefatını duyunca “yazsam mı, arasam mı” ikileminde kalıyor. Whatsapp yada Instagram üzerinde hikayeleri ile cenazesini duyuranları anlarım, çok alakasız bir yerde belki dünyanın öbür ucunda bu durumu haber veremeyeceğin kişiye bile bu şekilde haberdar edebiliyorsun fakat işi gel görelim ki her zaman olduğu gibi sosyal medya şovuna çevirenler var. Acıyı gerçekten yaşına “başın sağolsun” demek zor gelir.

  • Aynı duygu karmaşası bende de oluyor maalesef.

    Şuan askerde olan bir tanıdığım arkadaşın geçenlerde dedesi kalp krizi geçirmiş vefat etmiş, çocuk beni aradığında baya bir sessiz kaldım bir şey diyemedim. Ne söylesem teselli olmayacaktı. Diyebildiğim tek şey ‘Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun’ idi. İnsan konuşmak istiyor ama diline getirdiği şeyleri karşı tarafa söyleyemiyor, baka kalıyor. Sonrasında zaten unutulup gidiyor.

  • Merhabalar, Aynı konuda bende de değişik bir prikoloji var, hasta olanları ve dediğiniz gibi ölüm haberi aldıklarıma karşı nasıl bir tavır izleyeceğim ne söylemem gerekir bilemiyorum.
    Değerli bir abinin düğününde hayırlı olsun demek gerekirken Allah razı olsun abi demiştim. o anki utancım her düğünde aklıma gelir.

    • İnsanlık hali, çoğu zaman birine iyilik yapıp üzerine bir de teşekkür etmiyor muyuz? Ben de lisede okuduğum dönemde dersin ortasında öğretmene bir anlık dalgınlıkla “baba” diye seslenip bütün sınıf gülünce hayatımın en büyük utancını yaşamıştım.

  • Şu arayıp başın sağ olsun diyememe bende de var. Hem kendimi kötü hissettiriyor, hem de karşıdaki insanın yarasına tuz basıyorum. Ev sahibinin annesi karşı dairede oturuyordu, vefat etti. Çocukları toplandı taziye kabul edecekler. Gitmedim, gidemedim. Annem ayıp olur diyor ama açık açık söylüyorum. Kendimi kötü hissediyorum diyorum. Yaşım 35, bir defa mezarlığa gittim define. Anneannemdi. Ne teyzelerimi arayabildim ne kuzenlerimi. Sıkıntılı bir durum ama böyle kodlanmışım. Aynı çatı altında çalıştığım arkadaşlarımı trafik kazasında kaybettim. Çok acı bir durum yakınları için.

  • Hissettiklerim işte tam anlamıyla bu. O kadar ki, sırf basmakalıp cümlelerle whatsapp mesajı atmamak için, elimden geldiğince her cenazeye gidiyorum.

  • Özellikle 85 sonrası doğan nesil için üzüntülü anda nasıl konuşulur ya da ne denmesi gerekiyor sorusu tam anlamıyla cevap bulamıyor. Mutluluğu paylaşabiliyoruz ama üzüntüler paylaşılamıyor. Daha büyük olanlar basmakalıp cümleler ile üzüntüyü paylaştığını sanıyor ama aslında o cümleler yetmiyor artık. Hal böyle olunca ister istemez başsağlığı konuşmaları garipleşiyor. Bu yüzden sizi aradıklarında bu garipliği gördükçe sizin de arayasınız gelmiyor. Zaten ne söyleyeceğiniz konusunda da tereddütler yaşıyorsunuz.

    Ölüm hayatın içinde olan bir şey ve yüzyıllar geçmesine rağmen hale kabullenemeyişler içinde bir çırpınışın sonucu da aslında bu yazılanlar. Ne ölüme çare var ne de kabullenmeyi kolaylaştıracak cümleler. Sadece ölüme karşı mağlup olacağımızı bile bile yaptığımız çırpınışlar…

  • Size katılıyorum, annem vefat ettiğinde eve gelenlere hep bağırmış “başınız sağolsun demeyin” diye 😢 bana çok zor gelir hala baş saglığı dilemek 😔

  • Çoğunluğun sizin gibi hissetmediğine emin olabilirsiniz. İnsanlar artık ilişkilerini, mutluluklarını, acılarını hatta baş sağlıklarını ve taziyelerini bile sosyal medyadan yaşıyor. Onlar için gerçek hayat kavramı yabancı kalmış.

    Dolayısıyla baş sağlığı mesajı atmak onlar üzerinde iyi etki bırakacak olsa da insan ilk önce kendi benliğini dinlemeli. Bu tür şeyler zorla yapılmaz ne de olsa.

  • Biraz katılıyor olabilirim. Açıkçası yakını ölen kişinin kendi telefonundakilerle acısını paylaşmaya çalışması da tuhaf aslında. Yanındakiler varken. Yada yanında olması gerekenler varken. Ne gerek var. Basmaklıp ifade ile aramak veya mesaj atmak yerine mümkünse gidin yanında olduğunu hissettirin. (Salgın dönemsiz gibi düşünüp söylüyorum.) Ya da gidemeyecekseniz kısaca yardım edebileceğiniz birşey olup olmadığını sorun ki muhtemelen “yok sağol” cevabı da gelir. Ben kendim ilerde de bu tür paylaşımlar yapmayacığı düşünüyorum. Yapanlar için de gönderiye cevap vermeden, kişinin haberi olmadan Fatiha’mı okurum. Yeter bence

  • Günaydın Sezer Bey,
    Düşünceleriniz doğru saygı duyuyorum.Farklı bir bakış açısı, ilk gün aramalar bazen insanı yorabiliyor çünkü; Annenizi kaybettiniz sizi bir arkadaşınız arıyor , seni anlıyorum acını paylaşıyorum vb. çok samimi değil bu durum sen hiç Anneni kaybettinmi ki benim acımı anlayabilesin . Daha samimi ve gerçekçi yorumlar yapmalı insanlar tazi mesajlarında
    Saygılarımla

  • Merhaba Sezer, uzun zamandır yeni bir yazı yazmadığını biliyorum. Şuan işteyim ve çalışıyorum. Yazını bloğunu ziyaret etme yeni yazı var mı diye kontrol etme ihtiyacı hissedince gördüm.

    Kardeşim, Rabbim kıymetli babanıza rahmet merhamet eylesin. O’nu cennetinde cem olanlardan eylesin. Sizlere de sağlık ve selamet versin.

    Çok bilmiş yahut hocavari bir yaklaşımla bu satırları yazdığımı düşünmeni istemem. Samimi bir yorum olarak görürsen sevinirim.

    Taziyede bulunmak, beşer olan bizleri insan yapan belki de en önemli kavramlardan biridir. İnsanların acı ve kederlerine ortak olmayı tercih etmek, onlarla hemhal olmaya çalışmak kadar insanı bir duygu var mıdır?

    Vefat haberlerinin duyurulma şeklinde geçmişten günümüze bir değişiklik olduğu aşikar. Ancak değişmeyen nokta insanların üzüntülerini paylaşacak kimseler araması.

    Cenazesinde bulunamadığımız kimseleri aramaya, mesaj atmaya bir de şöyle bak:

    Yakınını kaybetmiş birini (şimdi arasam beni mi görür beni ki duyar diye düşünsek de) arayıp mesaj attığımızda o esnada bu yaptığımız herhangi bir şey ifade etmese de belirli bir zaman sonra “Allah razı olsun Sezer de aradı sordu” diyebilir. Bizi kendisini önemseyen biri olarak düşünebilir ve mutlu olabilir.

    Toplum olarak taziyenin genel adap ve usulünü de unuttuğumuz doğru. Yani merhumun yakınını teskin edici dualarda bulunmak yerine nasıl oldu, genç miydi, hasta mıydı gibi gereksiz sorular soruyoruz.

    Halbuki en güzel örnek olan Efendimiz Aleyhisselam bir taziye mektubunda şu cümlelere yer veriyor:

    Allahü teâlâ sana selamet versin! Ona hamd ederim. Herkese iyilik ve zarar, yalnız Ondan gelir. Allahü teâlâ, sana çok sevap versin. Sabretmeni nasip eylesin! Onun nimetlerine şükretmenizi ihsan eylesin! İyi bilmeliyiz ki, kendi varlığımız, mal, servet, kadın ve çocuklarımız, Allahü teâlânın, sayısız nimetlerinden, tatlı ve faydalı ihsanlarındandır.

    Bu nimetleri, bizde sonsuz kalmak için değil, emanet olarak kullanmak, sonra geri almak için vermiştir. Bunlardan, belli bir zamanda faydalanırız. Vakti gelince, hepsini geri alacaktır.

    Allahü teâlâ, nimetlerini bize vererek sevindirdiği zaman, şükretmemizi, vakti gelip geri alınca da, sabretmemizi emreyledi.

    Senin bu oğlun, Allahü teâlânın tatlı, faydalı nimetlerinden idi. Geri almak için sana emanet bırakmış idi. Şimdi, geri alırken de, sana çok sevap, iyilik verecek, acıyarak, doğru yolda ilerlemeni, yükselmeni ihsan edecektir.

    Bu ihsana kavuşabilmek için sabretmeli, Onun yaptığını hoş görmelisin! Kızar, bağırır, çağırırsan, sevaba kavuşamazsın ve sonunda pişman olursun.

    İyi bil ki, ağlamak, sızlamak, belayı geri çevirmez, üzüntüyü dağıtmaz. Kaderde olanlar başa gelecektir. Sabretmek, olmuş bitmiş şeye kızmamak gerekir. Allahü teâlâ, hepinize selamet versin!

    Böyle güzel duaların bulunduğu bir mesaj yollamak, ya da arayıp bunlara benzer birkaç kelam etmek güzel bir iş olmaz mı?

    Duyarlı, hassasiyet sahibi olman fevkalade güzel. Ancak bu hassasiyetin insanların üzüntülü ve kederli anlarında onlardan uzaklaşmaya sebebiyet vermesin.

    Ebette sen tüm bunları biliyorsundur ben sadece bir tekrar edeyim dedim. Selamlar sevgiler..

  • Ahh! Aynı durumu birebir her bir kayıpta yaşıyorum. Kayıp eğer sevdiğim birinin çok yakınıysa bi de eyvah eyvah! Beynim binbir türlü düşünceye bürünür. “Ne diyeceğim, başın sağ olsun mu? Nasıl diyeceğim, acısı çok yeni çok yeni diyemem. Başın sağ olsun diyemem. Nasıl olur?” diye diye kendimi yer bitiririm. Bu durum 6 sene önce babamı kaybetmenin ardından oluşmaya başladı bende. Hala da aşabilmiş değilim. Gidebilecek yakınlıktaysam gidiyorum ancak uzaklık varsa aramaya gelince pek çok kez unutulmadığını, dualarımla yanlarında olduğumu ancak konuşamadığımı bildiririm. Acıları ne kadar -hafifleyecekse- bir süre geçince baş sağlığımı diliyorum. O zamanlar beni arayanlara da kızmıyordum ama gerçekten sırf daha sonra aranmamak için açtığım çok telefon araması olmuştur. Bir de anne, baba, kardeş, eş ölümleri yok mu? O ortama gidiyorsam kaybı yaşayam sevdiğim için üzülmemin yanında yaşadığımız o acıyı tekrar tekrar yaşıyorum sanki, boğuluyorum. Yani o an utanmasam hıçkıra hıçkıra ağlayacağım. Şey derler muhtemelen, “Neden bu kadar ağladı ki?” Çok karmaşık bir durum. Çözümü de yok ve sanırım geçmeyecek gibi de. Ne denir ki? Selamlarımla…

    • Bu konuda yalnız olmadığımı bilmek beni bir nebze rahatlattı. O kadar ki, bu yazımı kişisel sosyal medya hesaplarımda paylaşamadım bile, bahsettiğim kişiler okur da acıları tazelenir diye. Bir süre daha paylaşım için bekliyorum.