Laf Salatası

Lâf Salatası – Mart 2012


Uzun zamandır laf salatası yazmıyordum, özlemişsinizdir. İş güç işte. Yapamıyorsun ki, yazamıyorsun. Çalışmak ve dinlenmek arasında bir boş zaman bulamıyorsun. Ya biri diğerine devrediyor zamanı, ya öteki gelip hakkını alıyor hayatımdaki boşluktan. Rüzgarın yaprakları titreten uğultusuna karışarak akarken satırlar parmaklarımın ucundan… Şaka şaka naber hacı?

Geçen bir araba gördüm, sonra o arabanın marka sembolüne baktım ve not defterime bir çentik daha attım. Bahsettiğim marka Ford. Bu markanın logosu yan tarafta gördüğünüz üzere mavi zemin üzerine gümüş rengi yazılmış bir Ford yazısından ibaret. Buraya kadar her şey güzel de, bu güzelim logoda bulunan “F” harfinin ortasındaki kısa çizginin ucunu niye kıvırmışlar merak ettim doğrusu. Şöyle bir bakın, size de ilginç gelecek. Tanrı aşkına! O kıvrıma ne gerek vardı Henry?

Kahraman kimdir diye sorsam size ne dersiniz? Bir sürü şey söylersiniz hiç gerek yok. Ben size söyleyeyim. Kahraman, bir kuyrukta sıra beklenirken birinin araya kaynamaya çalıştığı ve herkesin nefesini tuttuğu o anda ilk tepki gösteren kişidir. Bütün kuyruğun hissettiği ortak duyguya tercüman olur ve o andan itibaren arkasında onlarca savaşçısı vardır onun. Kuyruğun yılmaz savunucuları! Orada bir yerlerdesiniz biliyorum. Kim bilir, belki biriniz bu yazıyı okur. İnsanlığın size gerçekten ihtiyacı var …

Önceden Şıpsevdi diye bir sakız vardı, liseliler bilmez. Kavunlusu bir de muzlusu vardı. Ne güzel, ne tatlı sakızdı o. Sonra Turbo vardı, Sulugöz vardı. Şimdi on tanesi bir arada satılan pahalı sakızlar var bakkallarda. Geçmişten bu güne bir tek Falım ayakta kaldı galiba. Her neyse konumuz Şıpsevdi. Bakın bu “translate” olayını biz Türkler oldukça yanlış anlamışız. Şöyle açıklayayım: Bu sakızların içinden küçük kağıtlar çıkardı. Üzerinde bir kız bir erkek bulunur, bu ikisi resimde mesela uçurtma uçuruyorlarsa “Aşk uçurtma uçurmaktır …” yazardı. Bilen biliyor zaten. Hep aynı çift ve o büyük aşk. Peki sakızın adı? Şıpsevdi. Anlamayan tıklasın.

Şarkılarda da var böyle saçma durumlar. Takılırım ben abi hiç duramam. Arkadaşımın aşkısın diye bir şarkı var. Verilmek istenen mesaj, işte bir çocuk bir kızı sevmiş de vay efendim kız da arkadaşının sevdiğiymiş. Tamam olur, insanlık halidir, kombinasyondur, olasılıktır, denk gelmiştir bir şey diyemem. Peki güzel kardeşim, bunca dram içinde, şarkının ortasında neden kıza “başkasının malısın” diyorsun? Kıza niye hakaret ediyorsun? Az önce şöyle bir baktım da şarkının içinde “iki dost arasına girdin yalnız onu sevindirdin” (Teoman bu bölümü söylemiyordu hatırladığım kadarıyla) diye bir cümle de geçiyor. “Yalnız onu sevindirdin“!? Ne olacaktı? Grup mu düşünüyordun birader?

Facebook’ta bir arkadaşınız bu cümleyi mutlaka paylaşmıştır: “Seyahatte cam kenarı sanki yalnızların yeridir. Çünkü aslında orası, başını koyacak omuz bulamayanlar içindir.” Bak şimdi! Güzel kardeşim, o cam kenarındaki adamı ya da kadını düşün. Cam kenarına oturmuş, kafasını yaslayacak bir omuz yok di mi? Evet yok, kabul ediyorum. Peki koridor tarafındaki ne yapsın söylesene bana! Koridor tarafındakinin başı için protez omuz mu var koltuk kenarında? Cam kenarındaki kafasını cama dayar, koridor tarafındaki nereye dayayacak? Bırakın bu boş işleri. Hep Can Dündar’ın başının altından çıkıyor bu laflar çoluk çocuk da gaza gelip cam kenarına abanıyor otobüslerde boş cam kenarı kalmadı arkadaş!

Son olarak sanatçıların yalnız ölmesi olayına değinmek istiyorum. Haberlerde sık sık duyarız, “Türk Sineması’na yıllarını veren şu kişi şuradaki evinde yapayalnız bir şekilde hayata gözlerini yumdu” şeklinde anlatılır. Bu da toplumun ayıbıymış gibi ifade edilir. İstenen şu mu: “Türk sinemasına yıllarını veren kişiye ölene kadar refakat etmeliyiz çünkü o filmlerde rol aldı.” Sanatçı yalnız ölmesin hep beraber ülke olarak ölelim. Mahalledeki bakkaldan da yıllarca ekmek aldın, git adamı nüfusuna geçir o zaman. Ha diyeceksin ki ekmeğin parasını verdim aldım. Peki sinema sanatçısı babasının hayrına mı oynadı filmlerde? Yeşilçam’dan bilmem kim sokaklarda yaşıyormuş. Bana ne kardeşim? Misal şimdi günümüz filmlerinden birinde oynayan bir aktör yüz binleri götürürken, o bar benim, bu bar senin gezerken seni beni mi tanıyor? Yolda görsen yüzüne bakmaz. Parayı çarçur edip o duruma gelince mi toplum oluyoruz? Bırakın bu ayakları.

Tamam sakinim. Türk Lirasının simgesi açıklandı geçenlerde. Ermeni para birimi dramın simgesinin ters çevrilmiş hali diyen mi dersin, RTE’nin sembolü, Euro’nun çakması, Toki çatılarının şekli bile diyen var. Bana kalırsa herhangi bir şeye benzememesi mümkün değil çünkü bu basit bir grafik. Bir karakter. İlla ki bir şeye benzeyecek. Milletçe bir şeyi de beğenelim be kardeşim! Böylece memleketi de kurtardığıma göre yazıma son verip yayınlama zamanı geldi. Seviyorum sizi. Liseliler, sizi de.

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

2008 yılından bugüne tam 10 yıldır blog yazıyorum. Bilgisayar, hayatımın vazgeçilmez bir parçası. İmkanı olsa kod yazarak hayatını idame ettirmek isteyen, kamuda bilgi işlem sorumlusu olarak çalışan 30 yaşında bir adamım. Evliyim ve 3 yaşında Emir adında bir oğlum var. Bir tanesi lisans, dört tanesi önlisans olmak üzere birbiriyle ilgisiz 5 üniversite bölümünden mezun oldum. Şu anda Açıköğretim Web Tasarımı ve Kodlama bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. Diploma biriktirmek için değil, ölmeden önce olabildiğince çok şey hakkında bilgi sahibi olabilmek için okuyorum. PHP, dronlar, fotoğrafçılık, karıncalar ilgi alanlarımdan bazıları. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

24 Yorum

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?


Önemli: Ticari (SEO) amaçlı yorum backlinkler cüzi bir ücret karşılığında onaylanmaktadır. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın.