Lâf Salatası – Mayıs 2010

blank

Güzel ülkemizde araç kiralama işletmeleri var biliyorsunuz. Bir aracı günlük ücreti üzerinden kiralıyorsunuz. Biz bu işletmelere kısaca “rent a car” diyoruz. İşte problem de burda başlıyor zaten. Dilimizde uygun kelime olmasa göz yumarım belki, hadi kulağa pek hoş gelmiyor adamlar o yüzden böyle yazmışlar derim ama öyle de değil. Güzelim “Araç Kiralama” kelimeleri duruken “rent a car” da neyin nesi? Yok arkadaş bu böyle olmaz, bir değil, üç değil, beş değil. Her yerde aynı. Ulan ingilizce kelime kullandınız bişey demedik, (sandviç) ingilizce isim tamlaması kullandınız ses çıkarmadık (fast-food) e siz artık ingilizce cümle kurdunuz be yavrum. Rent a car, yani “bir araç kirala“. Oldu. Yani yeni oluşumlara ya da gerektiği yerde ingilizcenin kullanılmasına karşı değilim ama bu kadarı da fazla. Çıkmış tırtonun biri böyle yapmış, diğerleri de onu görüp devam etmişler bu zırvaya. Git sor işletmenin sahibine “rent a car” ın anlamını bile bilmiyordur.

blank

Biri öyle yapmış diğerleri de aynısını yapmaya devam etmiş deyince bakın aklıma ne geldi: Bu PVC kimlik kaplamacıları bilirsiniz, hani ehliyetinizi, nüfus cüzdanınızı falan kaplayan seyyar esnaf. İşte onlar bana çok büyük bir çeteymiş gibi geliyor. İstanbul’da her köşe başında bir tane bulunurdu. Malatya’ya geldim, burda her köşe başında beş tane var. Diyeceksiniz ki e ne var bunda? Zaten ilginç olan bundan sonrası. Bu adamları ülkenin neresinde görürseniz görün, el arabalarından kullandıkları jeneratörlere, sattıkları çerçevelerden sürekli çalan bayan sesli anonslarına kadar herşeyleri aynı. Yani tüm bu ekipmanın bir merkezden çıktığı apaçık ortada. Bu kadar tırt bir sektörün nasıl böyle organize çalıştığını anlamak gerçekten çok zor. Bir de o “asker kimlik kartlarınız, polis kimlik kartlarınız, ehliyetleriniz, nüfus cüzdanlarınız çok kısa sürede kaplanır” diye sürekli konuşan ablamız kim merak ediyorum. O ses kaydı nasıl ülkeye yayıldı bunu daha da merak ediyorum.

blank

Ebeveyn diye bir kelime var. Arapçadan dilimize girmiş. Düşüncem o ki ebeveyn dilimize giren en itici kelimelerden biridir. Hatta neredeyse önde gideni, bayrak taşıyanı falandır. Ana – baba anlamında kullanıyoruz biz bu kelimeyi. TDK’ya göre yani. Hani bir kelime başka bir dilden alınır, dile entegre edilir tamam da bu kadar itici halde p*ç gibi de bırakılmaz ki. Veyyn! Veyyn! Kelimeler benimse, bu kelimeyi istemiyorum arkadaş. Benim olmasın bu.

blank

Bir alışveriş merkezinde otururken, gözüm kaydı şöyle sinema afişlerine doğru. Filmleri incelerken yan tarafta bir yazı gördüm: “Çarşamba halk günüdür.” Bu söz bir sinemaya mahsus değil tabii ki, birçok yerde görüyoruz bu ibareyi. Ulan dedim tamam da, diğer günler ne olacak? Halk bu kadar ezik bir sosyal grup mu ki haftanın yedi gününden sadece biri halkın günü oluyor? Şimdi çıkıp antenin biri, “o gün sinema ucuz diye halk günü denmiş” diye savunacak bana bunu. Hiç denemesin bile. Halkın o fiyata sinemaya gidemeyeceğini bile bile neden biletler 14 – 15 liradan satılıyor? Ulan 21. yüzyılda yaşıyoruz ama resmen sınıf ayrımı var ortada. Halk günü! Ezikler sinemaya gidebilsin diye haftada bir gün normal fiyata. Bakın normal diyorum, ucuz fiyata da değil.

blank

İki sarıdan bir kırmızı görmek adama koyar gibi geliyor bana. Bir hatayı bir kere yapmışsın, adın çıkmış bir de ikinciyi yiyorsun ya, şerefsiz gibi oluyorsun o an. Tüm dünya sana küfür ediyormuş gibi. Hani direkt kırmızı yesen o kadar koymayacak aslında ama iki sarıdan yeyince insan çok fena hissediyor. Bir afallıyor önce.

blank

Evrensel diye bir kelime var hani, bilirsiniz. İşte ben o kelimeye k**ımla gülerim arkadaş. İnsanoğlu ne kadar şişkin bir egoya sahip böyle ya. Birşeyin en iyisi yapılınca evrenin en iyisi oluyor. Dünyada bir durum genelleşince hemen “evrensel” oluveriyor. Yani biz dünya insanları diyoruz ki, bu koduğumun uzayında bir biz varız, bizde ne varsa o. Yapma ya. Ulan sen daha aya gidememişsin, ay dediğin arabayla iki günlük yol. Yok aya ilk ayak basan adam Neil Amstrong da bilmem ne de. Kolpa bunlar hep. Resmini çekmişler ayda bayrak dalgalanıyor. Bürrst! Ne olum orası papazın çayırı mı? En sonunda uzaydan başka yaratıklar gelip bizim ağzımızı burnumuzu kıracak siz kimsiniz ulan diye, o olacak yani.

İnsan hakları evrensel bildirgesi diye birşey var bir de. Ulan insan dediğin Dünya gezegeninde yaşıyor. Ne zaman evrensel yaptınız bunu? İnsan hakları global bildirgesi olsa kızmam. Ama ne ara tüm evrene hakim oldunuz? Ya da evrende bir yerlerde başka insanlar da mı yaşıyor? Kafayı yemek işten değil.

blank

Blog Ödülleri’nin sponsorlarından biri Microsoft’tu. Hani şu dünyanın en büyük şirketlerinden olan, patronu dünyanın en zengin adamı Bill Gates olan, muhtemelen şu anda bu yazıyı okuduğunuz bilgisayarın işletim sistemini (windows) üretmiş olan Microsoft. Vestel bile kategori birincilerine 800 liralık da olsa bir bilgisayar verirken bizim bu Microsoft ne verdi dersiniz? Kuntik, 4 GB’lık bir flash disk. Çarşıda pazarda 20 liraya almayanı dövüyorlar. Ayıptır bana göre. Oraya Microsoft yerine benim adımı yazsalardı, sponsor beni yapsalardı ben 8 GB’lık verirdim. Seneye bu teklifi bir yapayım.

Bu arada Altın Klavye Blog Ödülleri’nde de Kişisel Kategori 3.sü oldum. Blog Ödülleri 2010‘da da üçüncü olmuştum hani. Üçüncülük manyağı oldum anlayacağınız. Bir de Altın Örümcekte 3. olsam seriyi tamamlarım gibi. Hadi bakalım.

İki aydır Lâf Salatası yapamıyordum, kusuruma bakmayın lütfen. Bazı özel sebeplerim var. Blogu takip ettiyseniz anlamışsınızdır zaten. Bundan sonra hiçbir ay fire vermemek ümidiyle. Sizi seviyorum. Kelimeler Benim!

Bu yazıyı paylaşmak istersin diye buraya renkli düğmeler koydum
blank
Blog Yazarı
Sezer İltekin
Bu konuyla ilgili bir fikriniz var mı?

11 Yorum
  • Her şey iyi güzelde -e be kardeşim o argodanda öte sövmeler hiç yakışmıyor bu bloga. Şimdi sen diyeceksin ki “Sanane ulan bu blog değil mi?” tabii ki senin ama unutmaki bu blogu bir tek erkek ergen kardeşlerin okumuyor bizim gibi genç bayan kardeşlerinde bu blogu takip ediyor. Biz zaten böyle konuşan serseri diye tabir ettiğimiz kazmalardan kaçarken birde sen böyle konuşunca kendimi tuhaf hissetmeye başlıyorum. Sadece bir tavsiye umarım dikkate alırsın ve unutmaki seninde bayan bir arkadaşın olduğunu gördüm, eminim oda benim gibi düşünüyordur. Sevgilerle..

  • Hayrunnisa’ya biraz hak veriyorum; bayan okurların için pek hoş olmuyor ;) Ama biliyorum ki ben senin ağzından 3 yıldır hiç küfür(lü söz) duymadım yani demek istediğim günlük hayatta (polis okulu hariç :) ) çok argo konuşan bir sevgilim yok :) Burada da aslında doğal olması için böyle yazdığını biliyorum zaten ilk yazılarında argo sözleri yıldızlı kullanıyordun ama son zamanlarda daha rahat yazıyorsun hayatım, illa kullanacaksan yıldızlı kullanmanı tercih ederim ben de ;)

  • Bir süredir seni takip ediyorum. Bir editör olarak yazı dilini ve Türkçe’ye hakimiyetini çok beğendiğimi söyleyebilirim.

    Altın Kılavye yarışmasında, yarıştığın kategoride birinci olan arkadaşın senden ders almasında fayda var. Zira hem kullandığı dil hem de anlatım biçimi yanlışlarla dolu. Bu da bir yazı kirliliği oluşturuyor internette.

  • bugun ilk defa ayrıntılı bi sekilde inceledim yazdıklarını cok begendim kardesim.ayrıca ileri derecede küfür ve ahlaksızlığı içinde bulunduran filmlerin dizilerin rekor kırdığı bir dönemde senin argo kelimelerin sırf elestiri olsun diye elestiriliyor bence ağzından çıkan ilk kelimeyi sansürlemeden yazmalısın yoksa doğallığı ve bütünlüğü bozulur. bu sadece bi tavsiye:))

  • Nasil duygularıma tercuman oldu bu yazı anlatamam (argo vs herşeyiyle büsbütün), öyleki her cumlesinde büyük bir iç geçirdim. Ah tabi be ya ,dedim.Nitekimmm Öyle bir hal aldı ki, herkes güzel türkçemizle kurulan her 4 kelimeden olusan bir cümlenin; kelimelerinin, üçünü yabancı birini türkçe kullanır oldu. Eee zaten 3 yabancı da 1 türkçeyi götürdüğü için elde kaldı sıfır.
    İnadina türkçe , inadina (cd)sidi değil cede ;D

    Yaşasın Türkçenin güzide kelimeleri; ve yaşasın onu kullanmakta tititizlenip gurur duyanlar!
    Yok heyecanlanmadım sakinim :D
    ee güzel yazın için tebrikler o vakit.