Laf Salatası

Lâf Salatası | Şubat 2010


Bilgisayarda bir yazı yazarken genelde klavyeye bakarım ben ve eğer gözlerimi ekrana çevirdiğimde yazdığım kelimelerin ilk harfleri küçük, diğerleri büyükse, ömrüm on beş dakika kısalır. En büyük acıların defalarca küçültülmüş hali gibidir sadece ilk harfi küçük yazmak. Sırf bu yüzden, lisede katıldığım bir hızlı klavye kullanma yarışmasında ikinci olmuştum. Tam 3 buçuk satır böyle yazmışım. Görünce tamamen silip tekrar yazdım ve bir saniyeyle, evet sadece bir saniyeyle ikinci oldum. O günden beri caps lock tuşu hısmımdır benim. Sevmem kendisini.

Birçok meslek grubundan arkadaşım var. Doktor, mühendis, bakkal, işçi, fotoğrafçı, polis, bilgisayarcı, garson, öğretmen… Ama bir meslek grubundan arkadaşım yok. Eczacı! Şimdi diyeceksiniz ki, eczacı arkadaşın olsa ne olur, olmasa ne olur. Ama öyle değil işte. Eczacılarda, sebebini bilmediğim öyle bir eşantiyon potansiyeli var ki, bitmek tükenmek bilmiyor. Çeşit çeşit not defterlerinin, kalemlerin, ofis araç gereçlerinin uğrak yeridir eczaneler. İlaç firmalarının kendi reklamlarını bu ofis gereçleriyle yapıyor olmalarından mütevellit, eczacılarda eşantiyon bol olur. Mesela bir eczacının arkadaşında – ki bu ortak arkadaşımızdır – harika bir tükenmez kalem görüyorum, ezcaneden aldığını öğreniyor ve kendi kendime şu soruyu soruyorum: Bu güzel kalemler neden parasıyla satılmıyor? İlaç firmalarına sesleniyorum: İlaç işine devam edin ama bu işin yanında kırtasiye işine de girin ve sadece ecza ürünlerinin eşantiyonları olan ürünleri satan bir kırtasiye açın. Emin olun en çok kalemi, en çok not defterini siz satacaksınız. Ve siz eczacılar, ya benimle arkadaş olun, ya da bana biraz eşantiyon gönderin. Umutla bekliyorum.

Uçakla seyahat edeceğiniz zaman, uçağa binmeden yaklaşık bir saat önce bavulunuzu yollarsınız önden. Buna check-in deniliyor. Ya da ben check-in’i bu zannediyor olabilirim, bilmiyorum. Günümüz itibariyle hemen hemen bütün uçak firmalarında bagaj hakkınız 15 kilogram. Bu ağırlığın üzerinde bavulunuz varsa, kilo başına 4 lira ödemek zorundasınız. Şöyle yuvarlak bir hesap yaparsak, 25 kilo bir bavulunuz varsa, ekstradan 40 lira ödemek zorunda kalıyorsunuz. Bu uygulama kendi içinde çelişkilerle dolu geldi bana. Neden 15 kilo kotamız var? Akla gelen en mantıklı sebep, uçağa fazla yük yüklememek olsa gerek. Tamam, kabul. Peki parasını verince neden alıyorsunuz fazla ağırlığı? Yani verdiğimiz fazla paralarla uçaktaki fazla ağırlığın yükünü hafifleten ekstra motorlar falan var, bunları çalıştırıyorsunuz da bizim mi haberimiz yok? Yoksa uçağın arkasına bavullar için dorse, kasa falan mı bağlıyorsunuz? Bilemedim ben onu ama bu işin içinde bir iş var. Kısa not düşmek istiyorum: Yüksekliği bir metre olan şu çekçekli standart bavullar iç hacminin yarısı kadar giyecekle beraber, tam 15 kilogram tutuyor. Fazla para ödemenizi istemem, aklınızda bulunsun.

Birkaç defa uçaktan bahsettim yazılarımın içinde. Aslında otobüsten falan bahsetmek isterdim, uçak kapitalizmi çağrıştırıyor gibi. Yani uçakla seyahat ettiğimi ihtiva eden bir yazımı yazarken, sanki elit kesim mensubuymuşum gibi bir mesaj verme çabasındayım gibi görünüyor zannediyorum. Halbuki yok öyle bir şey. Bulunduğum yerden İstanbul’a otobüs bileti de uçak bileti de aynı para. Uçak da artık gariban işi oldu…

Ben fazla kitap okuyan biri değilim. Dergi olsun, gazete olsun, broşür olsun piksel piksel okurum orası ayrı. Ama bir kitaba başlayıp bitirdiğim pek nadirdir. Geçenlerde elime eski bir kitap geçti. Şöyle sayfalarını karıştırırken en sonuna gelince korktum. Kocaman harflerle Bibliyoğrafya yazıyordu. Ulan dedim, coğrafyanın ne olduğunu bile tam kavrayamamışken, bibliyoğrafya da neyin nesi? Sordum Google enişteye, eski yunancada vasıflandırmak anlamına gelen biblios (kitap) ile grapho (yazma) kelimelerinden türemiş bir sözcük olduğunu söyledi. Kitaplarda yazanın anlamı da bir konu hakkındaki yayınların tamamı imiş. Bak dikkat et, tamamı diyor… Vay be; ne iddialı terimmiş şu Bibliyoğrafya…

Lisede okumuş olan erkeklerin hepsi bilir, lise, kendimizi birşey zannetmeye başladığımız mecradır. Göğüs göğüse itişip kakışmak, kavga etmeye g*tü yememek akabinde hasmını eliyle ittirmek, hasımdan da daha yüksek bir tepki alamamaktır lise öğrenciliği. Ben daima kavga ortamlarında seyirci olmuşumdur aslında. İşte bu lise sürtüşmelerinde, olay vuku bulduğu andan itibaren, çevreden gelen o çoğul kelimedir beni benden alan. Beyler! Bir lise öğrencisinin kullanabileceği en resmi dili, kavga gördüğünde kullanması… Sizce de ilginç değil mi? 15 yaşındaki birinin başka bir on beşe bey demesi bilim dünyasının çözemeyeceği bir çıkmazdır kanımca. “Beyler, tamam ayıp oluyor ayrılın.” Bunu daha önce söylediysen sana sormak istiyorum. Madem daha hayatının o döneminde, birileriyle gayet seviyeli – resmi konuşmayı ve yapılan eylemin ayıp olduğunu biliyor ve uyarı yapabilme hakkını kendinde görüyorsun, neden önündeki on yıl aynı ciddiyeti ve bilgeliği yüzde bir oranında bile gösteremiyorsun ey yurdum genci? Sadece sana değil, kendime de sorarım ben bunu…

Geçenlerde ev aletleri satan bir dükkanın önünden geçerken, bir yazı gördüm. Ufo diye bilinen bir sobanın üzerine adam Isıtıcı soba yazmış. Vay benim esnafıma! Tabi ısıtacak, sobayı çamaşır falan yıkamak için alan mı vardı? Belki de vardır bilmiyorum da, üç beş manyak için biz akl-ı selim insanlara bu uyarıyı yapman da pek hoş sayılmaz. Isıtıcı sobaymış. Tövbeler olsun…

İnternet kafeden çıkarken verdiğim iki liranın üstünü aldım. Elli yeni Türk kuruşuydu. YTL tedavülden kalktı ama birçok yerde hala kullanılıyor amma ve lakin bizim okulda kullanılmıyor. Adama, “bunu değiştirir misin, bizim okulda geçmiyor da” dedim, “değiştireyim abi de…” diye bir giriş yapıyorken, “ya çarşıda her yerde geçiyor da bizim okul işte,  nedense geçmiyor” diye yumuşatmaya çalıştım kendisini. Parayı değiştirip, alaylı bir gülümsemeyle “Neden geçmesin abi, Türk parası sonuçta” dedi. Ulan kâmil, önemli olan Türk Parası olmasıysa, getireyim sana 1940 basımı, üzerinde İsmet İnönü resmi olan 50 lirayı, boz bana onu. O Türk parası değil mi? Yavşağa bak!

Soyunma odası diye birşey var. Kelime – anlam örgüsü, soyunma amaçlı oda sonucunu gözler önüne seriyor. Aslında bu odaya daha felsefi bir gözle bakarsanız, odanın soyunmaya değil daha çok giyinmeye hizmet ettiğini göreceksiniz. Sporcuların soyunma odası ya formayı giymek içindir, ya formayı çıkarıp eşofman giymek içindir. Şarkıcıların kulis dediği soyunma odası, sahne kıyafetini giymek içindir mesela. Giyinme odası olsaydı daha güzel olurdu ama, artık yapacak birşey yok. İdare edin böyle. Nasıl olsa kelimeler benim :)

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

2008 yılından bugüne tam 10 yıldır blog yazıyorum. Bilgisayar, hayatımın vazgeçilmez bir parçası. İmkanı olsa kod yazarak hayatını idame ettirmek isteyen, kamuda bilgi işlem sorumlusu olarak çalışan 30 yaşında bir adamım. Evliyim ve 3 yaşında Emir adında bir oğlum var. Bir tanesi lisans, dört tanesi önlisans olmak üzere birbiriyle ilgisiz 5 üniversite bölümünden mezun oldum. Şu anda Açıköğretim Web Tasarımı ve Kodlama bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. Diploma biriktirmek için değil, ölmeden önce olabildiğince çok şey hakkında bilgi sahibi olabilmek için okuyorum. PHP, dronlar, fotoğrafçılık, karıncalar ilgi alanlarımdan bazıları. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

8 Yorum

  • Eğer benimle evlenirsen eczacı tanıdığın olur bitanem :D
    Isıtıcı sobaya çok güldüm, gerçekten saf bizim insanlarımız yaa :)

  • Sezer abi,
    Lâf Salatası olarak adlandırdığın bu tür kişisel ve özgün yazı dizinlerine hayranım. Içimden geldiği için artık ben de bu tür yazılar yazacağım. Şuanda güzel bir başlık düşünüyorum fakat bulamıyorum. Ne koysam sence adına?

  • yazıyı ilk okuduğumda laf salatası olduğuna dikkat etmemişim.. bunun için önce bi özür dilemeliyim sanırsam.. :) Eczacı ile başladı Bavula nerden geldi diye düşünürken farkettim.. Kelimeler bu adamın.. takip etmeye devam edicem.. yorum yapmayada.. cok akıcı bir dil.. paylaşımların için teşekkürler..

  • Usta o çekçekli bavullar hiç bir zaman o büyük “baba” görüntüsünün hakkını vermez. Kocaman bavulun içinden bir bakmışın 5 tişört 3 pantolon çıkmış. Poşetle taşısak hem daha az yer kaplar, hem uçağa fazla para vermemiş oluruz bence.

    Ama belki ben eşyaları o bavulun içine yerleştirmeyi bilmiyor olabilirim. Bak bilemedim şimdi. :)

  • Merwoshm;
    Özüre gerek yok, ne demek :) Yazılarıma bu denli olumlu yorumlar yaptığın için sana teşekkür ediyorum. Ve bir blog yazarı için takip edilmek son derece mutluluk verici. Her zaman beklerim…

    Geyik Mühendisi;
    Benim bazen 17 kilo falan fazla çıkıyor, yerleştirmek ne demek, patlayacak gibi oluyor:) İlk defa az eşyayla geldim :)

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?


Önemli: Ticari (SEO) amaçlı yorum backlinkler cüzi bir ücret karşılığında onaylanmaktadır. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın.