Bir Türkiye Klasiği: Eli Götünde İş Yapmak

Bu lanet olası coğrafyada her şey, para cebinizden çıkıp, başka birinin cebine girene kadardır. Bakın, size bu ülkede uymanız gereken en önemli kurallardan birini söyleyeceğim: Bir işiniz tamamen bitmeden, bir malı teslim almadan, bir hizmet tamamlanmadan sakın ama sakın parasını ödemeyin. Evet, bu Türkiye’de hayatta kalmanın birkaç kuralından biridir. Parasını vermeyin çünkü bu ülkede bir şeyler üretmek, işini iyi yapmak gibi değerler değil, bir şeyleri ucuza kapatmak, ederinin iki katına satmak, az çalışıp çok kazanmak, nasıl olsa parayı aldım deyip işi tamamlamamak bir kültür haline dönüşmüş. Bu uzun bir yazı olacak, buraya kadar okuduklarınız yazının özetidir. Devamını okuyup okumamak size kalmış.

Bundan 15 gün önce, yaşadığımız şehre gelen ve eşimin takip ettiği Deniz Yıldızı isimli televizyon dizisinde rol alan bir çiftin (Cantuğ Turay, Begüm Topçu) oynadığı Matruşka isimli tiyatro oyununu izlemek için şehir merkezine gittik. Karnımız açtı ve oyunun başlamasına bir saat vardı. Pizza yemeye karar verdik ve şu 30 dakikada eve pizza getiren pizzacıya girdik. Tam biz siparişimizi verirken elektrikler gitti ve siparişi alan kasiyere bu durumun siparişimize bir etkisinin olup olmayacağını sordum. Sorun olmayacağını, başka bir arkadaşın birazdan jeneratörü çalıştıracağını söyledi. Tamam deyip, üst kata çıktık.

On beş, yirmi derken yarım saat geçmiş, ne jeneratör çalıştırılmış, ne bizim pizzadan haber gelmişti. Aşağıya inip kibarca bizim pizza ne zaman gelir diye sordum. Arkadaşlar diğer şubeden getiriyorlar birazdan gelecek dedi. Normalde çıkarır telefonumla falan oynarım hiç sorun etmem ama gittikçe tiyatro oyununa kalan zaman daralıyordu. Pizza geldikten sonra daha bunun yemesi vardı. 40 dakika geçti. Kasaya gidip bağırıp çağırmak, 20 – 30 liralık bir pizza için orada çalışan insanlardan bir üstünlüğüm varmış gibi hareketler yapmak bana göre değildi ama yerimde başkası olsa eminim bunları yapardı. Yine sabrettim, aşağıya inip yine kibarca ve alçak ses tonuyla daha çok bekler miyiz diye sordum. Kasiyer, pizzanız gelmek üzere dedi. Yine yukarı çıkıp eşime, 45 dakika olduğunda gelmezse kalkacağız dedim. Kırk beş dakika oldu. Kalktık. O anda motosikletli kurye pizzacının önünde durdu ve çantasını alarak hızlı adımlarla içeri girdi. Neyse, geri dönelim dedim, masaya geri oturduk.

Bizden çok sonra gelen iki çiftin pizza ve kolaları getirildi, bizimkilerden bir haber yoktu. Sırf müşteri sıfatına sahip olduğum için, üç kuruş maaşa çalışıp emek veren insanları, haklı da olsam kırmaktan her zaman kaçınırdım fakat bu defa kendime hakim olamadım. Bir saat önceden geldiğimiz pizzacıda 48 dakika pizza beklemiştik. Kasaya gidip yine bağırıp çağırmadan fakat kendimi kontrol ettiğimi belli edercesine hızlı nefes alıp vererek, 48 dakika beklediğimizi ve zamanımızın kalmadığını, paramı geri istediğimi söyledim, paramı geri aldım ve oyuna aç bir şekilde girdik.

Güzel kardeşim, madem elektrik gitti, jeneratör yok, yok de lan. De ki jeneratör yok, diğer şubeden isteyeceğiz, getirecekler, en az yarım saat sürer de. Hadi onu demedin, bu kadar rahat olma. Ben on kere aşağıya inmeyeyim, sen bi zahmet yukarı çık bilgi ver. Pizza geldiğinde bu insanlar 45 dakikadır bekliyor de, al eline kendin getir pizzayı. Ama yok. Siparişi ve parasını aldı nasıl olsa. Satış gerçekleşti. Bundan sonraki detayların üzerinde durmaya ne gerek var?

Bundan yaklaşık bir ay önce, doğacak çocuğumuz için Bebekgiller diye bir internet mağazasından Belis marka bir şifonyer (çekmeceli bir mobilya) sipariş ettik. Siparişin üstünden 13 gün geçmesine rağmen ses seda yok. Aradım, dedim bizim sipariş ne oldu? Bi görüşeyim, ben size dönücem dedi. Dönmedi. İki gün sonra biri aradı. Öğreniyim size dönücem dedi. Akşamında döndü. Üretici firmayla görüştük, sistem bozukmuş siparişiniz şey yapılmamış dedi. Zaten bu ülkede sistem ya bozuktur ya da komple sistem yoktur. Tamam dedik oluru nedir? En kısa zamanda hazırlayıp size dönücekler dedi. 26 gün sonra kargo geldi. Kargo ücreti istediler. Ücretsiz olması lazım dedim, bakın ücreti ödenmemiş, siz ödeyeceksiniz dediler. Ödedim. Şifonyer iki tane karton kutunun içinde demonte halde geldi. Sitede öyle bir bilgi yoktu. Dert etmedim. Kargo parası için aradım, hesap numarası alıp geri yatırdılar. Ya sabır dedim yine.

Bugün, aradan tam 1 hafta geçmişken müsait bulundum ve artık şu şifonyeri kurayım dedim. Şifonyeri kurarken bir video çekip yeni kurduğum ve aile blogu olarak yayın yapmasında karar kıldığım iltekin.com adlı sitede bir blog yazısı içinde paylaşacaktım. Video için ortamı hazırladım, tüm odayı çalışmaya uygun hale getirdim, tüm parçaları kutudan çıkardım ve çalışmaya başladım. Daha önceden Ikea’dan aldığım birçok ürünü kurmuşluğum vardır. Elim tornavida tutar. İlk tahtayı alıp, kurulum rehberinden bakarak vida türünden gereçleri yerlerine takmaya başladım. Daha ikinci aşamada bir parçanın girmesi gerektiği yere girmesinin mümkün olmadığını fark ettim. Acaba yanlış parçayı mı deniyorum diye birçok defa kontrol ettim. Parçanın kodu da yeri de doğruydu ama o parçanın oraya girmesi imkansızdı. Adamlar kutunun içine yanlış parça koymuş. Bütün hazırlık, video kaydı, cartı curtu boşa gitti. Hemen Belis markasının telefonunu bulup aradım, açan yok. Bebekgiller sitesini aradım, arkadaşın biri Ali isminde başka bir arkadaşa bağladı. Kendisine durumu anlatmaya çalıştım hatta şahsi telefonunu alıp durumu fotoğraflarla kendisine anlattım. Pazartesi günü yetkili abilerle görüştürüp işi çözeceğini söyledi.

montaj_semasi
Belis Bright Stars Bebek Odası Şifonyer TR5222 Montaj şemasında olması gereken sayılar ve altında benim yazmış olduğum mevcut sayılar ve farklar görünüyor. Ayrıca bu sayfada A33 koduyla gösterilen ve yerine girmeyen parçanın görüntüsü ikinci sayfada daha farklı. Sayfalar arasında bile bir çelişki var.

Sonra, bu yanlışı yapan başka yanlışlar da yapmıştır diye şüphelendim ve parçaları tek tek saymaya başladım. İyi ki saymışım. Kimi beş tane fazla, kimi iki tane eksik, ne ararsan var. Ürünün kurulum kılavuzunun ilk sayfasındaki vida ile ikinci sayfasında gösterilen vida farklı. Çekmece kulpları 2 yıldız, 6 yuvarlak olması gerekirken, 6 yıldız, 2 yuvarlak olarak gösteriyor. Yukarıda da dedim ya 20 liralık pizza için insan kalbi kırılsın istemem diye. Bu akşam karar verdim, o kalpler kırılmalı. Bu ülkede insanların gerçekten adam gibi çalışması için kalp kırıcı olmak gerekiyor. Sen bir mobilya hazırlıyorsun, mobilyanın kurulumu için bir poşetin içine belli sayıda parçalar koyuyorsun. O parçalardan biri eksik kalırsa o mobilya kurulmaz, adın gibi biliyorsun. Ama elin götünde iş yaptığın için bazı vidadan 2 tane eksik, bazısından 4 tane fazla atıyorsun. Ben de ortalığın a*** koyup mobilyayı kurmaya çalışırken eksik parçadan dolayı bütün evi dağınık bırakıp pazartesiyi hatta kargo gelsin diye çarşambayı – perşembeyi bekliyorum. Kusura bakma ama senin yapacağın işin gelmişini geçmişini s…rim ben. İşte bunu yapan adamın 8 tane çocuğu olsa ve kış ortasında işsiz kalsa buna zerre acımam. Bak kaç saat geçti hala sinirim geçmiyor. Uzun zamandır blogda küfürlü bir şey yazmıyordum ama dayanamıyorum, kelimeler yetmiyor.

Diyeceğim o ki bir mobilya, beyaz eşya, elektronik ürün ve benzeri şeyler alacağınız zaman, iki katını verin, yabancı bir markadan alın dostlar. Evet, benim kişisel tavsiyem sonuna kadar budur. Belis markasından 419 liraya şifonyer alacağınıza gidin IKEA‘dan aynı şifonyeri 1000 liraya alın, kafanız rahat etsin. Ne geç gelmesiyle uğraşın, ne yanlış parçasıyla, ne sonradan çıkan kargo ücretiyle, ne iki sayfası birbiriyle çelişen kurulum kılavuzuyla. Neden peki? Çünkü IKEA’nın ürününü hazırlayan adam işine saygı duyuyor, duymazsa götüne tekmeyi yiyeceğini biliyor. Bir tane eksik ya da fazla vida koymuyor kutunun içine.

Uzun zaman önce şu yazıyı okuduğumda adam ne kadar haklı diye geçirmiştim içimden. Şimdi o haklılığı bir kez daha ve çok daha derinden hissediyorum.

Biz Türkler gerçekten her işi eli götünde yapan, tek derdi cebinden paranı almak, çalışmadan ya da kolay yoldan para kazanmak olan, paranı aldığı andan itibaren yaptığı işi ciddiye almayan, parayı işin sonunda alacağı zaman ise işi bir an önce bitirmek için apar topar yapıp bir boka benzetmeyen, bunun sonucunda her tepkini pişkinlikle karşılayan ve seni sallayan, akşam olsun da eve gidip yatıyım diye düşünen, bir şeyler üretmekten aciz, üretmeye çalışanla da “dünyayı mı kurtarcan lan” diye …şşak geçen, sipariş ne zaman gelir sorusuna 15 dakika deyip 45 dakikada gönderen ve her arandığında da “çocuk şimdi çıktı” diye yalan söyleyen, emniyet kemeri takanla dalga geçen, trafik cezası yiyince kendi kabahatinden çok “şu arabalara niye yazmıyon”la ilgilenen, diyet yapıp zayıflamaya çalışana köstek olan, kitap okuyana entel, teleskop kullanana röntgenci, ibadet edene gösteriş yapıyor diyen, domatesin içinde Allah yazısı arayıp, yerde bulduğu her arapça yazıyı üç kere öpüp yükseğe koyan ama Kur’an’da ne yazdığını hiç merak etmeyen, evinde titiz, temiz geçinip, arabanın camından caddenin ortasına muz kabuğu fırlatan cahil bir milletiz.

Belki bir gün gerçekten saygı gören ve saygı gösteren bir toplum oluruz. Olur muyuz?

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaş:
Yazan
Sezer İltekin
Yazıya bir yorum yap

27 Yorum
  • Gidişat böylesine acı bir haldeyken olabileceğimize hiç inancım yok ( Evet, bu konuda karamsarım )

    Ağzına sağlık, toplum yapımızı da anlatan, dikkat etmemiz gereken birçok noktaya da parmak basan bir yazı olmuş.

  • Sezer abi, sen bile bu kadar küfredip kalp kırmaya karar aldıysan eğer bu ülkede bir şeyler bitmiş demektir. Geçmiş olsun mu diyeyim, ne diyeyim bilemedim.

        • yazdıklarının tamamen arkasındayız sezer kardeşim.muhalefet çıkan çürükler olacak elbet onlar halinden memnun olmalılar, ülkemiz gerçekten birsürü aksak işlerle dolu zihniyetler yanlış daima milleti nası kazıklarım kendim nası köşe olurum zihniyetiyle dolu

  • Ne yazık ki haklısın. Haklısın ama bu makaleden kim ne ders çıkarır bilinmez. Eleştiri ile hatalarını düzelten bir toplum olsak o kadar eleştirmen var ki şimdiye bişeyler değişmiş olurdu. Belki olumlu motivasyonu da denemeli bir gün; toplum olarak. Maksat çözümse tabi

  • Pek sanmıyorum doğrusu bir gün saygı gören ve saygı gösteren bir millet olmamızın mümkün olduğunu abicim.

    İnsanların işlerini iyi yapmamasından girdin, cahil bir millet olmamız gibi acı bir gerçekten çıktın. Doğrusu toplumuzda var olan ve sanırım varlığını yitirmesi için kıyametin kopması gereken bir yaramıza parmağ bastın. Hemde ne bastın!

  • Politika yapmak gibi bir amacım yok ama ikinci bir yorum yapmak istedim.

    Bu zamana kadar ülkeyi yöneten kişilerin tek önemsediği şey maddi kalkınma oldu. Ekonomik projeler ve planlar hazırladılar (kimisi onu bile yapamadı). Maddi olarak bizi kalkındırmak istediler ancak hiçbiri manevi olarak bu toplumu kalkındırmaya çalışmadı. Ama şunu öğrenmeliler ki (öğrenmeyecekler) bir topluma ”Bu toplum kalkınmış bir toplumdur.” demek için maddi ve ekonomik kalkınma planları yeterli olmayacaktır!.

  • Başınıza gelenlere üzüldüm. Demonte ürün almak cesaret işidir. Nasıl güvendiniz bilmiyorum. Aynı hataya bende düşmüştüm vakti zamanında. Yazının son paragrafını, ayakta alkışlıyorum. Ülkenin hali ancak böyle özetlenirdi.

  • Ben olacağımızı nedendir bilmem pek sanmıyorum. Metro’da Ankara’dan Sivas’a gideceğimi söylediğimde adam kibarca kolumdan tuttu burda yer yok dedi. Nereye dediğimde Erzurum arabasına gideceğimizi oradan bindireceklerini belirtti. Ben de farklı bir firmadan almak istediğimi söylediğimde o beyefendi bir anda kibarlığını kaybederek kolumu bırakıp “Eyi gette al.” diyen bir kırmançoya dönüştü. Neyse… Bu dertler sadece sizde değil hocam.

    Bu arada bugün pazar ama sizin “Bu hafta ne öğrendim?” yazısı sanırım bu hafta bunları öğrendiğiniz mi oluyor? :)

  • Blogunuzun sıkı takipçisiyim yazdıgınız her yazıyı zevkle okuyorum yine güzel bir yazı yazmışsınız elinize sağlık daha devamını bekliyoruz .)

  • Merhaba kardeşim öncelikle Allah çocuğunuzu analı babalı büyütmek nasip etsin ins bahtını iyi eylesin ve nazardan sakınsın, diyeceğim şu ki az sakin eğer sakin olmayı genelde öğrenemessek sabah evden çıktığımızda akşam gelene kadar 10 defa başımızı belaya sokarız, inan avrupada böyle bir sistem asla yok bende çok munzaripim bu konuda ne bir yerde birşey yemek nede bu yüzden alışveriş etmek istiyorum ama bazen mecbur kalıyoruz.

  • Belki Sezer. Bizim insanımızdaki hayal gücüne aslında o kadar inanıyorum ki, istesek herşeyi yapabiliriz diyorum. Ama ne yazık ki içimizdeki kolay para kazanma hırsı ve erteleme adetlerimiz elimizdeki işi bile yüzümüze gözümüze bulaştırmamıza sebep oluyor. Herşey o kadar güzel özetlenmişki benzer bir konuyu da ben yaşadım. Elin gavuru yapıyor kavramını benimsemek ve olabildiğince yabancı kaynaklara başvurmak gerektiğini düşünüyorum.

  • Bence artık yavaş yavaş bu algı değişiyor, örneğin önceden bi hizmet aldığınızda satılan mal geri alınmazdı, sorun çıkarsa bakılmazdı, hatırlarmısınız koca koca televizyonları koca örtülere sarıp tamirciye kucaklayıp giderdi babalarımız, artık öyle değil hizmet evimizde. Algı değişiyor inşallah değişecek.

  • Tüm yılanlara katılıyorum. Daha iki gün önce başımıza geldi. Yurtdisi tatil donusumuzde bavullari aldık, kapıya yöneldik.mhtemelen gümrük memuru belinde silahı olan bir kişi bavullari xray cihazımdan geçirip çıkmamız istedi. Saçma bulsak da xray cihazına yöneldik sonuçta uzak doğudan geliyorduk kaçakçılık yapıldığı gerekçesiyle bu kontroller normaldir. ASIL Normal olmayan bavullar geçerken bilgisayar ekranına bakmayıp ağzı açık bir sekilde telefonunda video izleyen devlet memuruydu. Bizim bavul dahil tam 5-6 bavul geçti kafasını kaldırıp ekrana bakmadi. O zaman Türk olduğum için o kadar Utandım ki.. böyle lanet olası bir iş ahlaki olamaz. O yabancılar bize içinden değil resmen sesli güldü. Hemen silahlı memurun yanına gittik eşimle.siz bizi oraya yönlendiriyorsunuz ama ekran başındaki kişi telefonuyla oynuyor dedik. O da peşinden gitti baktı telefonla oynarken yakaladı ama ne yaptı şikayete geliyorlar teli kapat dedi. O kişi Japonya da olabilir mi? Çin de çalışabilir mi? Hayır asla o dakika işten atılır o kadar kilit ve önemli bir noktada tekefonla oynuyorsun. Ya sen taksici değilsin, esnaf değilsin, gümrük Memurusun! !! Bu ülke bu şekilde bir adım ileri gitmez, yazik..