Günlük

Erikli Tatilimizden Notlar


Bayramın ikinci günü eşimle yola çıktık. Emir’i babaannesine bıraktık. Gönlümüz her ne kadar oğlumuzla tatil yapmak istese de beynimiz “o zaman tatil yapmış olmayacaksınız” dedi ve mantığımızı duygularımızın önüne koymayı bir şekilde başardık. İstanbul’dan yaklaşık 3 saatte Erikli’ye ulaştık. Erikli, Edirne-Keşan’a bağlı bir köy aslında. Bu köyün biraz aşağısına, asıl köyden ayrı bir tatil köyü kurulmuş. Bu yüzden denize girilen yeni yerleşim birimi Erikli Sahil (mahallesi) olarak adlandırılmış.

Rezervasyonumuzu bir ay kadar önce bayramın üçüncü gününe yaptırıp, sonradan bir gün erken gitmeye karar verince ilk gün kalacak yerimiz olmadan yola çıktık. Erikli’de bazı ücretli kamp alanları var ve bu alanlarda tuvalet, duş, elektrik gibi ihtiyaçlar karşılanabiliyor. Çadırınız yoksa çadır da kiralayabiliyorsunuz. Bu bilgilere daha önceden sahip olduğumuz için biraz bu kamp olayına güvendik. Erikli’ye ulaştığımızda çılgın bir kalabalıkla karşılaştık. Hayatımızda ilk defa bir dini bayramda tatil yapıyor olduğumuz için böyle bir kalabalık bizi hayli şaşırttı. Öncelikle kamp alanlarına gittik. Kalabalığı görünce tahmin ettiğim üzere bir tanesi hariç hiç yer bulamadık. O bir tanesinde de en az 3 gün kalma şartı ile günlüğü 180 TL dediler. Yok artık dedik ve başka bir plan yaptık. Öncelikle bir yerde yemek yiyecektik, daha sonra bir çadır alıp plaja kuracaktık. Böylece en azından çadır yanımıza kâr kalacaktı. Çocukluğumdan beri çadırda kalmak isteyip bir türlü imkan bulamadığım için mutlu da olmuştum.

Bayramda tatile gidilmez

Ana yol üstünde küçücük arabayı (Hyundai Getz) park edecek tek bir yer bulamadık, daha sonra Yıldız Market’in karşısındaki esnafın arka tarafında bulunan boş alanda bir köşeye sıkıştık. Başka yemek yiyecek yer göremediğimiz için az önce adını andığım marketin karşısındaki yol üzerinde bulunan üçüncü sınıf dönerci, kokoreççi ve balık ekmek dükkanlarına baktık. Böyle durumlarda genelde işe yarayan bir ön yargım vardır: Yiyecek satılan bir mekanda senden başka müşteri yoksa orada asla yeme. Yine işe yaradı ve son anda kötü yemeklere bir avuç para vermekten kurtulduk. Tahminlerime dayanarak değil, sonradan, burada yaşayan birinin o mekanlar hakkında yaptığı yoruma dayanarak bu sonuca vardım.

Yeşil Bursa Döner isimli dönercide yediğimiz yemeğin ardından çadır almak için bazı dükkanları dolaştık. Migros’taki 6-7 kişilik çadırları saymazsak tek bir alternatife mecbursunuz. Her yerde 2 kişilik (bazı yerlerde 3 kişilik olduğu iddia ediliyor ama değil) Çin malı çadırlardan var. Fiyatı 130 lira. Biz bir yerde 120 liraya bulunca aldık gitti. İnternete bakınca N11’de 80 liraya satıldığını gördüm. Keşke gelmeden önce alsaydık dedik ama nafile tabii. Aslında buraya gelirken yanımızda getirseydik dediğimiz çok fazla şey oldu. Bu bizim ilk tatil tecrübemiz olduğundan çok da takmadık. Bundan sonrakilerde aynı hataları yapmayacağımızı düşünüyorum.

120 Liraya aldığımız 2 kişilik çadırımız. Sabah saat 07.19. Sağ üstte görünen kayığın yanında gece yarısından sabaha kadar içen ve hiç durmadan konuşan 2 kişinin kafası görünüyor. Konum: https://goo.gl/maps/4rRkmq3KtJP2

Çadırı alınca hem kamp yapabileceğimiz hem de denize girebileceğimiz bir yerin yakınına arabayı park etmek istedik. Bu park etme macerası tam 2 saat sürdü. Toplam uzunluğu 1 kilometre civarı olan ana yoldan beş – on defa geçtiğimiz oldu. Kapasitesinin belki 10 katı dolmuş olan Erikli’de arabanızı park edebileceğiniz bir kaldırım(!) bile yok. Yine yoldan biraz uzak, yamuk yumuk bir yere sıkıştırdık bizim düldülü. Kamp yerine yakın park etmek istememizin sebebi de portatif masamızı, sandalyelerimizi, şemsiyemizi ve diğer malzemelerimizi kamp alanına taşırken o sıcakta biraz daha az yorulmak. Neyse ki masa, sandalye gibi piknik eşyalarımızı getirmeyi akıl edebildik. Bu arada söylemeden geçemem, parasını sonuna kadar hak eden eşyalar bunlar. Pikniğe, denize veya kampa gidiyorsanız hiç düşünmeden alın derim. Bu takım 5 sandalye ile beraber toplam 250 liraya falan geldi bana. Bu paraya harika bir konfor satın almış olursunuz.

Plaja vardığımızda gözlerimize inanamadık. İnsanlar balık istifi olmuş, herkes tanımadığı insanlarla neredeyse aynı metrekare içine havlusunu sermiş güneşleniyor. Tüm deniz kıyısı bu şekilde tıklım tıklım! Bayramda tatil yapılmayacağına tam da o anda emin olduk. Evet, biz de o kalabalığın bir parçasıydık fakat bilinçsizce, farklı bir tatil hayaliyle gelmiştik Erikli’ye.

Çadır ve Kamp Kurmak Yasaktır

Erikli sahilinde çadır ve kamp kurulması yasaktır diye bir tabela var. Sebebini anlayamadım ve Jandarma’nın çadır kuran kişilere zaman zaman ceza kestiğini duydum. Herkese açık olan ve özel mülk olmayan bir yere neden çadır kuramayalım ki? Deniz kıyısından 15-20 metre açığa, kumların arasında çıkmış dikenlerin yakınına çadırımızı kurduk. Aslında onlarca çadır kurulmuş iki farklı alan görmüştük ama nedense böyle ayrı takılmayı tercih ettik. Çadırımız, şişman olmayan iki kişinin yan yana tam olarak sığacağı genişlikteydi. Bir süre sonra başka bir aile gelip arkamıza kocaman bir çadır kurdu. Çadır dediğin böyle olur diye düşündüm, bizimki onun yanında uyku tulumu gibi bir şey. Masa, sandalye ve şemsiyemizi de yerleştirdikten sonra denize girmeye geldi sıra.

Ege’nin Suyu Çok Tuzlu

Daha önce Marmara dışında hiçbir denize girmemiştim. Burası Saros Körfezi kıyısı, dolayısıyla Ege Denizi olduğundan birçok farkı olduğunu gördüm. Öncelikle havanın sıcaklığına rağmen su çok daha soğuk. Marmara’ya göre daha temiz ve daha tuzlu. Kıyıda balıklar dolaşıyor ve her zaman sıkıntısız bir şekilde gözlerim açık yüzmeme rağmen burada ilk defa gözlerim tuzdan yandı. Bu yüzden mi emin değilim ama suyun kaldırma kuvveti de daha fazla gibi geldi. Dibe dalmak istiyorum, su beni içi hava dolu bir balonmuşum gibi yüzeye çıkmaya zorluyor. Sabahları deniz tertemizken öğleden sonra suyun bulandığına şahit oluyorsunuz. Burası kendi kendini temizleyen dünyadaki birkaç koydan biriymiş diye duyduk. Kıyıda yer yer benim boyuma yaklaşan derinlikler var fakat genel itibariyle derin değil. Dengesiz bir şekilde kıyıya 3 metre mesafede boynunuza kadar gelen su, 20 metre uzaklıkta dizlerinizi geçmiyor. Kıyıya yakın yerlerde ayağa batan büyük taşlar var fakat kıyıdan uzaklaştıkça harika, sıkıştırılmış gibi sert bir kuma basıyorsunuz. Bak yazarken bile hissettim o duyguyu.

Saat 18.00’den sonra insanlar yavaş yavaş, 20.00’den sonra ise hızlıca dağıldılar. Acıkmaya başladık ve bir şeyler alıp çadırımızın olduğu yerde yemeye karar verdik. Hemen yakınımızda bulunan Migros’a gittiğimde karşılaştığım kalabalık inanılmazdı. Migros’tan bir ürün aldığınızda kasada kuyruğa giriyorsunuz ve yaklaşık 10 dakika sıranın size gelmesini beklemeniz gerekiyor. Ekmek yok, kepek ekmeği bile yok. Burada bayramın 1. ve 2. günü ekmek çıkmıyormuş. Simit kalmıştı birkaç tane, birer simit, yanına da ufak bir kangal sucuk aldım, ayıptır söylemesi simit arası sucuk yaptık.

Burada acayip bir simit bolluğu var. Plajdan her 5 dakikada bir, kafasında kocaman simit tepsisi olan ve “kaşarlı var, çikolatalı var” diyen simitçiler geçiyor. Bazıları nadiren “tavukçunuz geldi mis gibi tavuklar” diye bağırıyor. Onu tam çözemedik. Burada simide tavuk mu diyorlar acaba? Espiriyi anlamadık.

Tatil Boyunca Gökyüzünde Hep Dolunay Vardı

Akşam oldu, güneş battı. Şans bu ya, 4 günlük tatilimiz süresinde gökyüzünde hep dolunay vardı. Tam karşımızda. Tabii denizde kocaman bir yakamoz. Yakamozun tam ortasına rast gelen bir tekne silueti. Enfesti. Aslında ay olmasa, İstanbul’da görebilmemizin mümkün olmadığı kadar yıldızlı bir gökyüzünü seyredebilirdik. Belki Samanyolu fotoğrafı bile çekerdim ama olsun, böylesi de güzeldi. Gecemizi aydınlattı ay. Sayesinde zifiri karanlık olması gereken sahilde birbirimizin yüzünü gayet net görebiliyorduk.

Kendimizi model olarak kullandığımız, ay ışığının denize yansımasıyla ortaya çıkan bir uzun pozlama siluet denemesi.

Saat gece yarısına yaklaştığında etrafta sadece muhabbet etmek için gelmiş birkaç arkadaş grubu vardı. Arkamıza çadır kuran aile üyeleri erkenden koca çadırlarına girip ortadan kayboldular. Ailenin babası bir ara balık tutmak için deniz kenarına gitti ama anladığım kadarıyla başarısız oldu. Biz de günün yorgunluğundan olsa gerek fazla dayanamadık ve 23.00 gibi çadırımıza geçtik. Altımızda bir örtü (veya havlu) dışında bir şişme yatağımız ya da başka bir şey yoktu, bu yüzden direkt olarak kuma yatmış gibi olduk. Üzerimizi örtecek bir şey de almamıştık yanımıza. Tam olarak dımdızlak kamp yapıyorduk yani. Sık sık uyansam da ben sabaha kadar bayağı uyudum. Ara ara uyanmamın da sebebi var. Yakınımızda, kumsala çekilmiş bir tekne vardı ve bu tekneye yaslanmış iki adam sarhoş olup sabaha kadar dünyanın en gereksiz konularını uzun uzun konuştular. Bu yüzden asla bir teknenin yakınına kamp kurmayın derim. Sabah olunca yine bir sucuk – simit yapıp toparlandık ve öğleden sonra, tuttuğumuz daireye geçtik.

Bu dairede 2 gece kaldık. Geniş balkonu ve balkondaki şöminesiyle gayet kullanışlı bir daireydi.

Burada Arda İnşaat diye bir şirket var ve adamlar neredeyse Erikli’nin tamamını satın almış. Nereye baksanız Arda İnşaat yazıyor. Bayramda günlüğü 350-400 liradan daire kiralıyorlar. Hesaplayınca çılgın bir kazanç var ortada. Biz de bu dairelerden birinde kaldık. Ufak tefek aksaklıklar ve eksiklikler olsa da genel itibariyle çadırda geçirdiğimiz bir geceden sonra derin bir oh çektik. Rahat bir yatak, istediğin zaman girebileceğin temiz bir tuvalet ve banyo kesinlikle ikamesi olmayan zorunlu ihtiyaçlar. Çadırda kalmak, sabah çadırın penceresini açtığında güneşin doğuşuna, dalgaların şırıltısına şahit olmak çok güzel ama bu zorunlu ihtiyaçlar maalesef eksik kalıyor. Kamp alanına gitseydik elbette daha rahat olabilirdik. İmkanınız varsa siz oraya gidin.

Kamp alanı demişken, adamlar kocaman ağaçlık alanı tamamen ücretli hale getirmişler. Bırakın kardeşim bir kısım da ücretsiz olsun, faydalanmayalım sizin duşunuzdan tuvaletinizden ama çadırımızı kurabileceğimiz bir ağaç altımız olsun. Yok, olur mu? O zaman tatile gelenlerin kanının ememezler. Bu zihniyetten nefret ediyorum: tatile gelen insan eşittir yolunacak keriz.

Ekmek Olmadan Asla

Kalan günlerde sabah çok geç olmadan plaja gidip öğlene kadar denize girdik ve güneşlendik. Bir gün hem öğleden önce hem öğleden sonra yüzdük. Akşamları saat 10’dan sonra da sandalyelerimizi, termosumuzu ve kahvemizi alıp ay ışığında kafa dinlemeye kumsala gittik. Burada Altun Market var, fiyatlar gayet makul ve her şey bulunuyor. Oradan bir kilo tavuk kanadı alıp 2 akşam art arda kanat ızgara yaptık. Dairemizin balkonunda şömine olması da sürpriz oldu. Böylece bir ızgara teliyle işi çözdük.

Bayramın 1. ve 2. günü ekmek çıkmıyor demiştim ya. Bizim eve geçtiğimiz gün yani bayramın 3. günü, akşamüstü markete gidip ekmek almak istediğimizde ekmek dolabının tam takır olduğunu gördük. Erikli’de ekmek bulmanın zorluklarını anlatan bir kitap yazmaya karar verdiğim ve konu ile ilgili sitemlerimi üzgün bir şekilde sıraladığım anda kasiyer kızın “bir tane mi lazım? :)” deyip kasanın altından çıkardığı ekmeği bize vermesiyle adeta hazine bulmuş kadar sevindik. Aksi takdirde ne kadar uzak olursa olsun gidip bir ekmek almaya kararlıydım. Biz Türk’üz aga, ekmek olmadan olmaz.

Yazlıkçıların Gözünde Biz

Erikli’de dikkatimi çeken bir konu var. Burada yazlık sahibi olan insanlarda aşırı yüksek bir kibir gördüm. Sizin tatile gelen biri olduğunuzu anladıklarında size adeta tiksinerek bakıyorlar. Tatile gelenlerden nefret ediyorlar, bunu çok net anlayabiliyorsunuz. Belki de her tatil yöresinde böyledir bu, sadece buraya özgü değildir. Kendilerince haklı da olabilirler, güzelim doğanın içine eden kırolara duydukları öfkeyle ama benim kötü hissetmeme sebep oldular. Hatta şöyle bir şey geldi aklıma çadırı ilk kurarken: Baktım denizle yazlıklar arasında, kumsalın yarısından itibaren devasa çalılar ve kaktüsler var, bunların, günübirlikçiler yazlıklarına yaklaşmasın diye o yazlık sahipleri tarafından ekildiğini düşündüm. Belki de haklıyımdır. Konuyla ilgili bir örnek daha var. Bir sabah kumsalda oturuyorken, yazlıkçı orta yaşlı bir grup insan gelip kendi aralarında çevredeki tatilciler hakkında konuşup dalga geçti. Moruk Anadolu’nun bağrından 20 sene önce kopup Erikli’de gelmiş. Zamanında dağ başı diye üç kuruşa yazlık almış, şimdi gelen Trakyalıları beğenmiyor. Tamam sakinim.

Eşimle bisiklet kiraladık. Bu bisikletleri kiralamanın saati 10 TL.

Her Yer Bisiklet

Erikli’de her yerde bisikletliler var. Birden fazla bisikletçi dükkanı farklı türde bisikletleri saatlik olarak kiralıyor. Standart bisikletin saati 10 TL. İki kişilik bisiklet 15 TL. Elektrikli ginger tipi bisikletler 20 TL. Bu gingerların oturaklıları 25 TL. Bir de iki kişilik motosikletler var, onlar 35 TL imiş. Erikli’de yokuş olmadığından (çıkışı hariç) her yere bisikletle gidebiliyorsunuz. Biz de bir defa bisiklet kiraladık ama süre hemen doldu. Kendi bisikletimizi (yok ama) getirebilseydik harika olurdu. Bu arada gençler arasında çok fazla elektrikli bisiklet çılgınlığı var, yollarda grup halinde süratle ilerliyorlar ve artistlik olsun diye tehlikeli manevralar yapıyorlar. Dikkat edin, fazla güvenmeyin.

Yanımda dronumu ve fotoğraf makinemi de götürmüştüm. Son gün de uçurmasam drona hiç dokunmamış olacaktım. Fotoğraf makinesiyle de ancak bisiklet gezimizde birkaç fotoğraf çekebildim. Sonuç olarak güzel bir tatil oldu. Sonraki yıllarda yeniden tatile çıkabilirsek faydasını görebileceğimiz birçok tecrübe edindik. Bu kadar uzun yazıyı kim okuyacak bilmiyorum ama biraz da kendim için yazdım. Hafızam çok güçlü değil, ilerde açar okurum hiç olmazsa. Sevgi ve saygı ile.

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

2008 yılından bugüne tam 10 yıldır blog yazıyorum. Bilgisayar, hayatımın vazgeçilmez bir parçası. İmkanı olsa kod yazarak hayatını idame ettirmek isteyen, kamuda bilgi işlem sorumlusu olarak çalışan 30 yaşında bir adamım. Evliyim ve 3 yaşında Emir adında bir oğlum var. Bir tanesi lisans, dört tanesi önlisans olmak üzere birbiriyle ilgisiz 5 üniversite bölümünden mezun oldum. Şu anda Açıköğretim Web Tasarımı ve Kodlama bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. Diploma biriktirmek için değil, ölmeden önce olabildiğince çok şey hakkında bilgi sahibi olabilmek için okuyorum. PHP, dronlar, fotoğrafçılık, karıncalar ilgi alanlarımdan bazıları. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

11 Yorum

  • Erikli’yi hiç bilmiyordum, yazı sayesinde öğrenmiş olduk fakat resmi tatillerde gidilmeyeceğini anladık.
    Eğer Antalya tatili düşünürseniz sorgusuz sualsiz Adrasan’a gidin.
    Tatil beldeleri genellikle insan yolmak içindir. Yapacak birşey yok seve seve gideceğiz :)

  • Vallahi okuduk hepsini, akıcı olmuş yazınız elinize sağlık. Bodrum’da yaşadığımızdan mıdır nedir daha bir ilgiyle okudum.

    Tatil yerleri, müzeler, ören yerleri (ne demekse) hiç fark etmiyor en kırosundan en eğitimlisine tüm işletmecilerde aynı mantık: az para harcayayım çok para kazanayım. Sahillerdeki çöpler, şişeler, bangır bangır konuşanlar da cabası.

    İyi bir tecrübe olmuş. Bodrum’da şahane apartlar biliyorum, planınızı erken yapıp mart-nisan gibi haber verirseniz oğlanla da kalacağınız yer ayarlanabilir.

    sevgiler Egeden.

    • Artık Bodrum’da bir arkadaşımız var diyebilir miyiz o halde? :) Bir sonraki tatil planımızda e-posta adresinizden size ulaşabilirim. Çok teşekkür ederim. İstanbul’dan sevgiler.

  • Bir blogger olarak yazış tarzınızı sevdim. Erikliyi anlattığınız için teşekkürler

  • Güzel bir macera yaşamışsınız :). Keşke çadır işini daha önceden planlayıp decatlon dan halletseydiniz :). Bu yıl Salda da kamp yaparken bu tecrübeyi yaşayan bir insan olarak söylüyorum :). Kampçılar için çadır ve ekmek ayrılmaz bir bütün :)

    • Çadır konusunda biraz pişmanım ama yapacak bir şey yok. Ayrıca Dechatlon dediniz de aklıma geldi. Ta ne zaman Dechatlon’dan şu meşhur Easybreathe Şnorkel alacaktım, onu da almadım. Halbuki tam yüzerken dibi izlenecek tertemiz bir denizdi. Eylül’ün 6’sı oldu. Bir kere daha deniz gidermiyiz? (Derken siteye girip sepete ekledim) Neyse havalar bozabilir seneye alayım en iyisi :)

  • En sonunda “bu kadar uzun yazıyı kim okur” demişsin ama ben sonuna kadar keyifle okudum dostum.

    Anlaşılan bayağı bir macera yaşamışsın. En azından bayramda tatile gitme konusunda iki kere düşünülmesi gerektiğini anlatan güzel bir yazı olmuş. Özellikle Erikli’ye.

    Park yeri sıkıntısı yüzünden aynı yerde defalarca dolaştığını okuduğumda, tatil sürecinde araç ne yakmıştır acaba diye düşündüm. Ama bak onu atlamışsın.

    Biraz sıkıntılar olmuş ama en azından sana da deneyim olmuş.

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?


Önemli: Ticari (SEO) amaçlı yorum backlinkler cüzi bir ücret karşılığında onaylanmaktadır. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın.