Ne Diyelim?

Uzun zaman oldu farkındayım. Son yazımı on ay önce yazmamışım gibi “merhaba arkadaşlar, kanalıma hoş geldiniz” tadında yazmaya başlarsam ayıp olur. Önce biraz günah çıkartayım. Bu satırları yazarken, yorucu bir şehirlerarası otobüs yolculuğu sonrası evime gelip, pencereyi açıp yatağıma sırt üstü uzanmış gibi hissediyorum. Buraları özlemişim.

Yazmak benim için eskiden daha kolaydı. Düşünceleri insanlara ulaştırmanın bu kadar ucuz olmadığı zamanlarda, bir yazıya başlardım ve konu konuyu açardı. Bu bir bahane değil, bir gerçek: Sosyal medya hepimizi birer story makinesine dönüştürdü. Özellikle bu storyler (hikayeler) hayatımıza girdiğinden beri işin rengi değişti.

Story Atıyorum O Halde Varım

Farkında mısınız? Hayatlarımızı en ince ayrıntısına kadar başkalarına bildirmek için çırpınıyoruz. Evimizde ailemizle geçirdiğimiz zamanlar, çocuklarımızın en özel anları, yediklerimiz, içtiklerimiz, gezip gördüklerimiz, dinlediklerimiz hatta sevdiklerimiz her dakika başkalarının gözünün önünde. Küçücük bir story’e sığdırdığımız kocaman fikirlerimiz yirmi dört saatliğine de olsa tüm dünyaya(!) gerekli mesajı veriyor. Herkes herkesten haberdar. Herkes herkesin önceki akşam nerede olup ne yaptığını biliyor. Öyle bir haldeyiz ki hepimiz aynı evde yaşıyor gibiyiz.

Ben de farklı değilim, bu düzen herkesi içine çekerken beni de es geçmedi. Gün içinde aklıma gelen bir fikri, 24 saat sonra silineceğini bilerek bir story’de paylaşmak, oturup o konuda birkaç saat yazıp kalıcı bir blog yazısı üretmekten çok daha kolay geliyor. Belirli bir konu üzerine kurulmuş gereksiz Facebook grupları, çıkmanın vatan hainliği sayıldığı Whatsapp grupları, başkası tarafından kafamızdaki konu üzerine daha önce yazıldığı fark edilen ve retweet etmekle yetinilen tweetler, tek tuşla paylaşılan görseller, kayan bildirimler, akan taymlaynlar… Her biri “neden yazmıyorsun” sorusuna verebileceğim bir cevap aslında.

Konu Beğenememe Durumları

Bak bu konuda bir yazı yazılır diyorum, not ediyorum. Bir süre sonra bakıyorum konuya, kim okuyacak diyorum, birkaç cümleden başka bir şey çıkmaz, bu konu çok klişe (veya yeni deyişle çok mainstream) diyorum bir blog yazısı mutlaka uzun, detaylı, benzersiz ve bol alt başlıklı olması gerekiyormuş gibi. Öyle olmadığını biliyorum ama kendimi bir türlü ikna edemiyorum. Yazdığım her bir blog yazısı için kira ödüyormuşum ve cebimdeki parayla sınırlı yazma hakkım varmış gibi davranıyorum. Güzel bir başlık ve güzel bir kapak fotoğrafı bulamayacaksam hiç yazmayayım daha iyi diyorum. Bir tür takıntı bu, bunun için bir çözüm yolu arıyorum.

Din ve Siyaset Yazarsam Ne Olur?

Belli bir yaştan sonra ciddi konular üzerine konuşmak, tartışmak daha fazla zevk vermeye başlıyor galiba. (Belli bir yaş: 30) Din ve siyaset internet üzerindeki kimliğime ait bir kırmızı çizgi olmasına rağmen zaman zaman bu konularda sınırsızca içimi dökesim gelmiyor değil. Siyaseti bazı kişisel sebeplerden ötürü yazamıyorum. Din konusunda ise iki farklı çekincem var.

Birincisi, konu ile ilgili yeterli bilgi ve donanım sahibi olmadığım için haddimi bilmem gerektiği düşüncesinden yola çıkarak yazmıyorum. Konuya elbette uzak değilim ve sürekli okuyorum fakat bu konu üzerine ahkam kesmek için yeterli bilgiye sahip olduğumu sanmıyorum.

İkincisi, alacağım tepkilerle uğraşmak zor geldiğinden yazmıyorum. Birkaç yıldır geleneksel anlayıştan uzak bir İslam inancına sahibim. Asıl meselenin yaratıcıyı düşünmek, yaratıcının mesajını anlamak ve yaratıcıyı hatırlamak üzerine olduğunu düşünüyorum. Her şeyi bozan ve zorlaştıran insanoğlunun karmakarışık olmuş kültürel birikimi yerine yaratıcının apaçık ve kolay “yönlendirmelerine” uymayı aklıma ve vicdanıma uygun buluyorum. Bin küsur sene önce Irak’ta doğmuş bir din adamının dini konularla ilgili çıkarımlarını mutlak doğru kabul eden ve kutsal kitabı Kuran olan müslümanlar tarafından ironik bir şekilde “Kurancı” olarak nitelendirilerek eleştirileceğim için o konulara çok girmiyorum tabii. 1400 senedir kimsenin aklına gelmemiş olan şey bir benim mi aklıma geldi ve bir akıllı ben miyim diyorum ve susuyorum.

Üretkenlik Düşmanı Oyun PUBG

Aylardır her boş vaktimde PUBG oynuyor olmamın da blog yazmıyor olmamda etkisi çok büyük. Akşam sessiz sakin bir vakit, yemek yenmiş, çocuk uyumuştur. Arkadaşlardan asla reddedilemeyecek o mesaj gelir:

Ne oldu da bu yazıyı yazdım?

Bunca zaman sonra beni bu yazıyı yazmaya iten şey Adamkarga‘nın bir podcast kaydetme fikriydi. Dün akşam onunla bir podcast kaydettik ki kendisi buna röpor-gak diyor, o podcastin sonlarında benden bir yazı başlığı üretmemi istedi, bir de böyle beşten geriye doğru sayıyor falan, tabi bu baskıcı rejim altında sağlıklı karar veremedim. Ağzımdan “Hmm… Ne Diyelim?” diye bir cümle çıkınca Adamkarga’nın çocuğa kafasına göre isim koyan nüfus memuru edasıyla bu olsun demesi sonucu bu yazıya vereceğim başlığı da belirlemiş oldum.

İlgili podcasti dinlemek ve Adamkarga’nın konuyla ilgili yazısını okumak için:
https://adamkarga.net/yazamayan-yazar
https://www.youtube.com/watch?v=TQVt8Xg6QHY (Direkt podcast linki)

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaş:FacebookTwitterWhatsAppPinterestLinkedIn
Yazan
Sezer İltekin
Yazıya bir yorum yap

15 Yorum
  • Merhaba.

    Aslında bir kaç gün oldu bloğu keşfedeli.
    Uzun zaman sosyal medyada yazdıktan hatta tırnak içinde fenomen olduktan sonra tarihe not düşmek adına ben de Blog yazmaya karar verdim.

    Bence yazmanın en başta insanın kendine bir ödülü olduğunu düşünüyorum. Ne zaman darlansam içim şişse oturur yazarım.

    İnsan 10 ay yazmadan nasıl durur şaşırdım doğrusu.

    Hem PupG nedir arkadaş?! Oturun DOTA oynayın oynayacaksınız. :)

  • Sezer hocam tekrardan hoş geldiniz.. :) ilk okuyan benim herhalde.. yukarıda ‘1 dakika önce’ yazısını görünce içimde ki sevinci anlatamam 😁😅 Yazının tamamını okudum, ben whatsapp dahil hiç bir sosyal medya kullanmıyorum. Çoğu zaman özellikle vize-final haftaları sıkıntısını çekiyorum bu tercihimin ama sosyal medyaya ayıracağım vakti kitap okumaya harcamak bana daha sıkıcı gelse daha mantıklı geliyor. Umarım herkes böyle mantıkla hareket eder, benim fikrimce tabii.. yoksa sosyal medyada saatler harcayanlara mantıksız demiyorum :) haddim değil zaten.. yazılarınızı özledik, umarım tez vakitte daha da yazarsınız. Sağlıcakla kalın. 🙏🏻🙈

  • Bence yazmaya devam etmelisin.
    Yazdığın yazının herkese göre doğru olması mümkün değil. Sonuçta yazdıklarımız hayatı nasıl yorumladığımızdır..
    Yazarsan ben okurum :)

  • Merhaba Sezer Bey, iki yıldır bir blog açma fikri uyandı bende ama bir türlü başlayamadım. Sürekli takip edemesemde takdir ettiğim blog yazarları arasında ilk 5’tesiniz. Uzun zaman aradan sonra yazmanız beni de cezbetti. Sanırım bu sefer başlayacağım. Teşekkürler

  • Yazılarınızı büyük bir ilgi ile okuyorum. Emeğinize sağlık hepsi çok güzel. Bence devam etmelisiniz. Devamını bekliyoruz.

  • Merhabalar
    Bundan 1 yıl öncesine kadar bende story makinesi denen gruba dahildim sanırsam 🙃 Ne var ne yok storyde . Dün ben ne yediğimi hatırlamazken insanların yemeğimin yanında ne içtiğimi dahi hatırlaması beni story makinesi olarak yoluma devam etmekten alıkoydu . İyi ki de öyle oldu . Konu beğenmemekte de siz kendi üzerine fazla gitmişsiniz ” her körün var bir alıcısı ” ki yazılarınız hiç de kör değil . Siyaset konusunda bir sey diyemem ama din üzerine yazabilirsiniz bence . Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabı okurken” ateist mi olcan sen? ” diye bir soru gelmişti birinden aksine bu kitap inancımı kuvvetlendirdi . İşin özü şu ki biz insanlar önyargılarımızdan kurtuldukça manevi olarak yükseleceğiz.
    Yazıyla kalın 😊 Not: kusurum olduysa af ola

  • Merhaba Sezer Bey, sanki sizi yıllarca tanıyor gibiyim. Konu beğenmeme olayı ve yazılmaya değer mi düşünceleri yüzünden ben 8 senedir blog yazamıyorum. Üzerinizdeki ölü toprağını atmanız güzel olmuş. Aramıza tekrar hoş geldiniz

  • Buradan ubeydullah reis’e selam gönderiyorum. Podcast’i az önce dinledim. Güzel bir yazı olmuş Sezer Ağabey, çok ihmal etme yazmayı. Klavyeyi yanından (cebinden) hiç ayırmamalısın. Bir kaç parağrafta olsa yazmalısın :) Saygılar.

  • Yazının varlığına en fazla sevinenlerden olmakla beraber, feci şekilde ifşalanmış olduğumdan yorum hakkını kendimde buluyorum :) Evet, her seferinde oyuna çağırdım, çağırmakla kalmayıp saatlerce oyun oynamasına sebep oldum. Pişman değilim, dahasını da yapacağımdan emin olabiliriz :)) Ama sınırımızı bilerek tabi
    .
    Bu arada yorumlardaki Mustafa Alnıak kardeşin selamını karşılıksız bırakmış olmayayım :)

  • Son zamanlarda hissettiğim bazı şeyleri dile getirmişsin.
    Ben de bir kaç oyuna sardım ve eskisi kadar sık yazmıyorum. Bunun yanı sıra instagram ve diğer sosyal medyaların blogların okunma oranlarını inanılmaz derecede etkilediğini düşünüyorum. Okunma oranını etkilediği gibi bizim de üretkenliğimizi etkiliyor.

    En son Black mirror: Bandersnatch dizisini izlemiştim mesela. Oturup yazayım dedim sonra senin gibi düşündüm. Yani yazsam kaç kişi okur ki, yazdığıma değer mi? Değmeyecek biliyorum. En başta youtube var çünkü. Dizi analizi yapan onlarca sinema kanalı var. Şahsen ben bile girip satırlar dolusu yazı okumaktansa youtube de bir kaç dakikalık video izlemeyi tercih edenlerdenim.

    Bu durumda acı ama gerçek olanı söylemeden edemeyeceğim bloglar ölüyor.
    Son 1 yıl içinde inanılmaz bir gerileme olduğunu hissediyorum. Wmaracında da ziyaretçi gelmemesinden şikayet eden ya da inanılmaz düşüş yaşadığını söyleyen onlarca blog sahibi gördüm. Çünkü ben bile altı ay öncesine kadar günlük 300-400 rutininde tekil ziyaretçi alıyordum. Bazen 600 tekile bile çıkıyordu bu rakam. Şu an ise tamamen içler acısı.

    İşin açıkçası ben artık blog yazarlığının öldüğünü düşünüyorum.

  • Yaa bırak pubg için bizi satmışsın ne anlatıyorsun sen :D Neredesin sen gözümüz yollarda kaldı girip girip bakıyorum yoksun yoksun birkaç haftadır girmiyoruz diye bir girdik seninle özdeşmiş tema değişmiş eminim yedeğini alıp birkaç haftalığına değiştirmişsindir geri eski haline döneceksin diye o konuya hiç girmiyorum :D Bak burada birkaç bin kişiyiz ( :D ) az gibi görünebilir fakat sana değer veren bir kitle imha bombasıyız patlarsak seni de yanımızda götürürüz haberin ola… Tamam tamam herkes iyiyse sorun yok idare edeceğiz artık seni de ama bu son olsun… Hoş geldin bakalım :)