Düşündüklerim Günlük

Yaratıcılık, Üretkenlik ve Farklı Düşünebilmek


Yaratıcılık, üretkenlik ve farklı düşünebilmek. Üç anahtar kelime. Sahip olmayı en çok istediğim üç meziyet. Bu üç meziyetin sonradan kazanılıp kazanılmadığı konusu tartışılabilir fakat şundan eminim ki sonradan kaybedebiliyorsunuz. Hepimizin bir gün içinde kullanabileceği 24 saati var. Ne kadarını uyku ile harcayabileceğimiz, ne kadarını çalışarak geçireceğimiz ya da ne kadarını eğlenerek tüketeceğimiz istisnai durumlar hariç bizim elimizde.  Zaman, evimizin duvarında öylece duran bir priz gibi. Orada sürekli elektrik var fakat o prizden elektriği alıp işleyecek bir makineniz yoksa, elektriğin varlığı hiçbir işe yaramıyor. Kimisi o prize sadece küçük bir şarj cihazı takarak hayatta kalmakla yetinirken, kimileri aynı prizle dev bir fabrika işletebiliyor.

Gerçek hayatta tam zamanlı bir işim olmasına ve haftanın en az 6 günü tüm enerjimi o işe kiralamış olmama rağmen, sürekli ikinci hatta üçüncü bir meşguliyet arayışı içinde oldum. Evet, çalışıyordum ve iş dışında kimse beni bir şey yapmak, üretmek, düşünmek için zorlamıyordu. Fakat beynim bu konuda biraz farklı davranıyor ve beni sürekli zamanı verimli kullanmam, yeni şeyler öğrenmem, yeni şeyler üretmem ve uykusuzluktan gözlerim kapanana kadar uyumamam konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Blog yazmak bu ikna çabalarının bir sonucuydu mesela. Okumayacağımı bildiğim halde kitaplar satın alıyor, izlemeyeceğimi bildiğim halde filmler indiriyordum. Tüm kötü sonuçları zamanın yetersizliğine bağlamak beni az da olsa rahatlatıyordu. Prizden aldığım elektriği bozuk bir makineye bağlıyordum, çalışmadığında ise suçu prize atıyordum ve makine çoğu zaman çalışmıyordu.

İnsan tüm gününü dolu dolu geçirebilir mi? Sabah sekizde başlayıp, beşte biten bir mesai. Mesai sonrası eve gidip aile ile vakit geçirmek. Çocuğunuz varsa onunla oynamak. Yemek yiyip biraz dinlenerek günün yorgunluğunu atmak. Bir blog yazısı yazmak. Bir konu hakkında araştırma yapmak. Biraz roman okumak. Biraz Kuran okumak. Tüm bunların arasına günlük ibadetleri yerleştirmek. Sonra bir film izlemek. O film hakkında bir şeyler yazmak. Uzak bir şehirde yaşayan aileyi arayıp hal hatır sormak.  Sosyal medyaya göz atıp, o günkü bir konu ile ilgili paylaşım yapmak. Ufaktan bir oyun oynayıp rahatlamak. Tüm bunlar bir güne sığar mı? Bakıyorsun, sığar gibi duruyor. Sonra bir blog yazısı yazmaya oturuyorsun, bakıyorsun saatler geçmiş. Haftasonu, tek bir güne sığdırılmış hafta izninde biraz fazla uyumak mı, ailenle vakit geçirmek mi, yoksa “üretkenlik” yapmak mı? Yoksa hepsini aynı anda yapmaya çalışıp hiçbirini beceremeden gece 12’yi yapıp aptal aptal tavana bakarak uyumak mı?

Tüm bu plansız hevesliliğimin üzerine bir DSLR kamera alıp Youtube kanalı kurmak çok mantıklı durmuyordu. Fakat birileri yapabiliyorsa ben de yapabilirdim. Evimin bir odasını ufak bir stüdyoya çevirip bu işe girişmeye başladığımda aklımda çok daha pembe bir tablo vardı. Her hafta farklı bir konu bulmanın beni bu kadar zorlayacağını hiç düşünmemiştim. Daha işe başlamadan iki konum hazırdı bile: Kasıtlı Eskitme ve Koku. Fakat bu ikisi dışında bir konu üzerine karar kılamadım. İlk iki videoyu çekip durdum. Üzerinden 2 hafta geçti. Video çekmenin, görsel içerik üretmenin, tüm çekimlerden anlamlı bir kompozisyon yaratmanın ne denli zor olduğunu görmüş oldum. İnanılmaz bir zaman ve emek gerektiriyor. Konuyu bulmayı geçtim, o konu hakkında derin bir araştırma yapmak, araştırmayı bir video metnine dönüştürmek, video kaydı ve tüm kayıtları harici seslerle birleştirip ortaya “bitmiş” bir video çıkartmak için birkaç gününüzü harcamanız gerekiyor.

Ben işlenmiş, üzerinde düşünülmüş, emek verilmiş bilgiye değer veriyorum ve o tür bilgilerden derlenmiş içerikler oluşturmak istiyorum. İnanın yaptığım işlerden para kazanmak gibi bir derdim yok. Yazdıklarımı milyon kişi okusun fakat bu bana beş kuruş kazandırmasın, inanın dert değil. Ben bu blogu da maddi bir amaç için kurmadım. Elbette bir süre sonra böyle bir imkanımın olduğunu fark ettiğimde, bu konuda bazı adımlar attım. Yine de bunu, yazılarımı okuyan kişileri rahatsız etmemek adına belli şartlar altında yaptım. Örneğin tanıtım yazılarını sitenin ortalarında, göze batmayacak yerlerde yayınlıyorum. Bu yazıların RSS ile takipçilere uyarı olarak gönderilmesini engelliyorum ve tanıtım yazılarını hiçbir surette sosyal medya hesaplarımda paylaşmıyorum.

Şimdi ilgilendiğim (ya da ilgilenmem gereken) dört projem var. Bunlardan birincisi ve en önemlisi Kelimeler Benim. Burası benim için hep özel olacak. İkincisi ve şu an gündemimde olan proje Zeplin isimli Youtube kanalım. Üçünüsü çok yazarlı blog projem dakika.org ve dördüncüsü, oğlum 4 aylık olmasına rağmen henüz ilk yazısını bile giremediğim aile blogumuz iltekin.com. Bunların hepsine düzenli olarak içerik girme fikri olası görünüyor. Haftada 7 gün var ve bende 4 proje var. Her birine bir içerik girildiğinde 3 gün boşa çıkıyor. Fakat kağıt üzerine yazmak kadar kolay olmuyor ki bu işler.

Ne çok fakat dedim bu yazıda. Bahane göt gibidir, herkeste vardır derdi büyük babam. Şaka şaka. Büyük babam yok benim.

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

2008 yılından bugüne tam 10 yıldır blog yazıyorum. Bilgisayar, hayatımın vazgeçilmez bir parçası. İmkanı olsa kod yazarak hayatını idame ettirmek isteyen, kamuda bilgi işlem sorumlusu olarak çalışan 30 yaşında bir adamım. Evliyim ve 3 yaşında Emir adında bir oğlum var. Bir tanesi lisans, dört tanesi önlisans olmak üzere birbiriyle ilgisiz 5 üniversite bölümünden mezun oldum. Şu anda Açıköğretim Web Tasarımı ve Kodlama bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. Diploma biriktirmek için değil, ölmeden önce olabildiğince çok şey hakkında bilgi sahibi olabilmek için okuyorum. PHP, dronlar, fotoğrafçılık, karıncalar ilgi alanlarımdan bazıları. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

22 Yorum

  • Aslında doğru bir noktaya değindin Sezer abi. Bu yazından bir sürü sonuç çıkabiliriz kendimize. Öncelikle ”zaman olgusu” ciddi anlamda zamanımız o kadar değerli ki bunu 1-2 yıldan beri daha iyi anladım. İnsan 5 dakikasını bile boşa harcamak istemiyor, sürekli yeni bir şeyler öğreneyim diye kafa yoruyorsun. Senin durumunda ise bunların hepsini yapmak gerçekleştirmek zor gibi dursa da imkansız değil zaten bunu sende söylemişsin. Bir ailen var ise her şey daha zordur elbet e birde işin içine mesleğin girince her şey daha da zorlaşıyor. Tavsiye vermek belki haddime değil fakat bu bloguna yeni yazılar ve Youtube kanalına yeni videolar girmekten asla vazgeçme. Toplumumuzun işini en iyi şekilde yapan ve parayı her zaman ikinci planda tutan insanlara ihtiyacı var. Saygılarımla.

  • Yaratıcılık, üretkenlik ve farklı düşünebilmek üzerine yazdığın ilk birkaç paragrafta neredeyse kusursuz cümleler kurmuşsun. Bu üç güzel şeyin yanında eksik kalan birkaç madde daha var aslında. Benim aklıma ilk üçü okurken geldi bile:

    1. Tutku
    Steve Jobs’un bir sözü var: “Eğer tutkuyla bağlı olunmazsa, her mantıklı insan o işi/uğraşı bırakır.”

    2. Motivasyon
    Tutku olmadan hiç bir zaman hayata geçemeyecek bir eylem.

    3. Verimlilik
    Diğer iki madden bir anlamda ayrılıyor. Eğer senin saydığın maddelerle üstteki iki maddeyi birleştirebilirsek bizim ihtiyacımız olan tek şey bu olacaktır.

    *

    İnsanoğlu sürekli bir arayış içerisinde. İki farklı bakış açım var. Birincisi, çok acınası haldeyiz. Sürekli tatmin olmaya çalışıyoruz. İkincisi, içimizde tanrıdan aldığımız bir tutam ruh var ve bu bizi eşsiz bir varlık olarak kılıyor.

    Sürekli gelişebilmek için bu yüzden uğraşıyoruz. Tanrıya daha yakın olabilmek için. Bazıları bunun farkında değil. Kibir gözlerini kapatmış. Diğerleriyse bunun farkında ve bir şeyler öğrenirken/gelişirken huzur duyuyor.

    • Çok farklı ve ilgi çekici bir bakış açısı. Hani bir şeyler düşünürsün de onları kelimelere çeviremezsin ya, işte o konuda bana yardımı oldu. Tanrı-insan bağlantısı konusunda düşüncene katılıyorum.

  • Ne yazık ki zamanı planlama ve planlananları uygulama konusunda insanların %95 i aynı, kime sorarsam sorayım bende dahil zamanı iyi kullanamıyoruz, verim neredeyse 0. Zaman yönetimi yapmamız gerek ve bunu uygulamamız gerek. Zamanın sürekli boşa geçtiğini düşünmek verimli olamamak üretememek ve bunları sürekli düşünmek insanı gerçekten rahatsız ediyor. Belki de bu bir psikolojik rahatsızlık. Bu rahatsızlıktan kurtulmak dileğiyle, ama zamanı iyi değerlendirerek.

  • Sürekli düşünüp birtürlü başlayamayan yani erteleme hastalığına yakalanmış kişiler bir kitap tavsiye etmek isterim. Bahsi geçen kıtap hem çok kısa hem de bir oturuşta okunabilecek kadar akıcıdır. Aynı zamanda klişe olmuş fakat etkisini hiç kaybetmemiş bir eserdir. Hayatımı değiştirmemde/geliştirmem de katkısı da olmuştur.
    Kitap: Peynirimi kim kaptı?
    Yazar: Spencer johnson

  • Abi senin üretken olmayan halin buysa biz napalım :) ben şimdiye kadar bir çok kişisel blog açtım ne üretken olabildim ne de blogu sürdürebildim. Blogundaki bir çok konu birbirinden farklı. Ve araştırmayı seven bir kişisin sayende bir sürü bilgi edindim bu blogtan. Kasıtlı eskitme videonu da zevkle izledim. Kısacası adamsın sen. Allah kolaylık versin sana, inşallah hiç zorlanmazsın blog yazılarını yazıp videolarını çekerken :)

  • Merhabalar hocam
    Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi olan zaman hakkında çok güzel ve insanı düşündürecek nitelikte bir yazı olmuş.

    Yazıyı okuduktan sonra şunu anladım ki zamanımızı gerçekten iyi değerlendiremiyoruz yani en azından ben, İş saatlerimin dışında akşam eve gittiğimde bazen bir makale yazmak dediğiniz gibi benim de saatlerimi alabiliyor.

    Fakat eğer insan istedikten sonra gününü üretkenlik içinde geçirebilir. Bence bizim toplum olarak yapmadığımız şey ; Vaktimizi planlı ve programlı bir şekilde harcamak , örneğin sosyal medya sitelerinde saatlerimizi geçiriyoruz. Kim ne yapmış , kim kiminle gezmiş onları takip edeceğimize daha farklı ve daha faydalı işler yapılabilir bu sadece küçük bir örnek

    Kısacası günlük 8 saat çalışan bir insan iş saatleri dışında da vaktini çok iyi kullanabilir diye düşünüyorum ben. Yeter ki isteyelim ve her şeyi programlı bir şekilde yapalım

    Yazı için gönülden teşekkür ederim. Yazı benim için çok faydalı oldu artık boşa harcadığım zamanlarımı daha iyi değerlendirme kararı aldım inşallah.

  • Öncelikle bu güzel yazın için teşekkürler. Youtube kanalını inceledim videoları izledim abone de olmayı ihmal etmedim tabi :)

    Gerçekten kanala içerik ekleme konusunda kesinlikle ısrarcıyım :) ikiside harika olmuş ilerleyen günlerde bloğumda bu konuya azda olsa sana destek olmak adına yer vereceğim.

    Uzun zamandır ilk defa zevk alarak iki tane bilgi dolu video izlediğimi söyleyebilirim. İlk izlediğim Kasıtlı Eskitme – 114 Yıldır Yanan Ampul konusu çok etkileyici oldu benim için. Uzun süredir takip ediyordum bu vesile ile de ilk yorumumu atmış olayım istedim.

    Umarım tüm paylaşımların bir ömür boyu böyle keyifli ve etkileyici bilgilerle dolu olur.

  • “Bu üç meziyetin sonradan kazanılıp kazanılmadığı konusu tartışılabilir fakat şundan eminim ki sonradan kaybedebiliyorsunuz.”

    Bu girizgahla bizleri ne kadar keyifli bir yazının beklediğini zaten daha başta anlıyoruz, teşekkürler elinize yüreğinize sağlık.

  • Sezer abi konu yaratıcılıktan açılmışken, sen bu görselleri kapak fotoğraflarını nereden buluyorsun? Cevap için şimdiden teşekkür ederim. :)

  • Hocam piriz benzetmenizi çok manidar buldum, ders çıkarılcak bir örneklendirme yapmışsınız. Ayrıca blogunuzu beğendim sık kullanınlara eklendi. ;) başarılar…

  • Hocam haklısınız. Bu biraz farklı türde düşünen doktorların tavsiyelerine benziyor. Azar azar yiyin fakat sürekli yiyin mi? Yoksa bol bol yiyin lakin bir kere yiyin mi?
    Böyle sürer gider bu hikaye.
    Bu arada yazınızı çok önceden yazmışsınız ama ben sorayım. Hedeflerinizin kaçını sürdürebildiniz Sezer Bey ? :)

  • Bir de vaktim yok diye yakınanlardan olmayı tercih ederiz genelde. Sahip olunası o üç meziyeti ben de ‘farkındalık’ ile dörtlemek isterim ki bence bu hayatta insana verilen en büyük ayrıcalık kendisinin farkında olabilmesi. Okumak için geç kaldığım ama çok beğendiğim bir yazı, teşekkürler..

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?


Önemli: Ticari (SEO) amaçlı yorum backlinkler cüzi bir ücret karşılığında onaylanmaktadır. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın.