Ne zaman biteceği belli olmayan geri sayım devam ederken bir şeylere çok fazla anlam yüklemenin anlamsızlığını düşündüm az önce. Oturup düşündüklerimi yazmak istedim. Çünkü bir yıl sonraki ben farklı biri olacağım ve bu düşüncelerin aklımdan geçtiğini belki de hatırlamayacağım. Ben bir zamanlar böyle düşünüyordum diye not düşmek için yazıyorum aslında. Birbiriyle ilgisiz rastgele düşünceler okuyacaksınız birazdan. Kabul ediyorsanız bire, etmiyorsanız, şaka şaka, ettiniz bile.
Bir şeylere sahip olmaya çalışmak, dünyadaki varlığımı maddi anlamda arttırmaya çalışmak çok gerekli ve önemli geliyor ama bir simülasyonun içinde olduğumu düşününce safi boşa çaba. Simülasyon dediysem uçuk kaçık teorilerden bahsetmiyorum. Kuran’da anlatılan Dünya hayatı da tam olarak bir simülasyonu işaret ediyor. Üç kuruşluk sınırlı zekamızla en rahat edeceğimiz benzetme biçimi bilgisayar oyunları tabii. Süper Mario’da bir milyon altının olsa ne olmasa ne? Yarım saat sonra annen yemeğe çağırmayacak mı zaten?
Yaş ilerledikçe manipüle olabilme özelliğini kaybediyorsun. Kimin neyi neden dediği, kimin ne derken aslında ne demek istediği gün gibi ortada oluyor. Seni arayan arkadaşının en son aradığı zamanı tek parametre olarak kullansan bile borç istemek için aradığından emin olarak açıyorsun telefonu mesela. Nerden bildiğini de bilmiyorsun. Bir şekilde ikinci monitörde ek bilgiler yazıyormuş gibi oluyor.
Spor salonundan bir senelik üyelik aldım. İlk 2 ay firesiz gittim, sonra bir iki fire. Haziran’da ikinci oğlum doğdu, o gün bugündür bir kere gittim herhalde. Spor salonuna düzenli olarak gidip spor yapmak hem çok gerekli hem de o kadar salakça geliyor ki. Onun da sonu yok. Git git git, sonra bırak, başa dön. Ölene kadar düzenli spor yapmak lazım. Ona da çok boş zaman lazım. Bir de gücün kuvvetin kalmıyor ki.
Kitap okumayı hep bir hedef olarak koyardım kendime. Öyle bir hedefin varlığı da saçma gelmeye başladı. Okuyan adam zaten okur. Okumayan adamın kafasını bağlayıp önüne sayfaları kendi kendine çevrilen kitap koysan nafile. Kitap okuyanlar kızacak ama o da boş adam işi geliyor bazen. Başka yapacak hiçbir işim yoksa kitap okuyabilirim geliyor. Bunu düşünmekten utanıyorum ama kendimi alıkoyamıyorum. Gerçi neden utanıyorum ki? Bazı kitapları okurken yazarın bir şeyleri zorla kitap yazmış olmak için yazdığını anlamıyor muyum sanki? Benden daha derin düşünemeyen bir adamın bana derin düşünmeyi öğretmeye çalışmasını izliyorum. Komedi.
Tamamen boş zaman olsun da öyle kitap okurum düşüncesi kitaba özel de değil aslında. Geçen son izlediğim filmi düşündüm, bulamadım. İzlediğim herhangi bir filmi düşündüm, onu da bulamadım. Belki 2 senedir oturup düzgün bir film izlememişimdir. Geçen sene Dexter izledik hanımla, o sardı biraz, o kadar.
Yani diyeceğim o ki bu hayatta zevk alarak yaptığım ne var bilmiyorum. Salakça reels ve hikaye kaydırmak ve Twitter’da dolaşmak dışında hayatta ne yapıyorum zevk almak için? Futbol izlemekten zerre zevk almıyorum. Futboldan zevk alanları, hatta futbolu hayatının merkezi yapanları kıskanmaya başladım. Adamlar yılın en az yarısını sevdikleri bir şeyi takip ederek, akşamları televizyon karşısına geçip keyif yaparak, heyecanlanarak, bunun üzerine konuşup sohbet ederek geçiriyor. Ben ise tuvalette bile yazılımla ilgili projeler falan düşünüyorum.
Her günüm, her haftam aynı gibi. Cuma günlerine taktım kafayı. Leblebi gibi geçip gidiyor cumalar. Hop cuma geliyor, bir önceki cuma dün değil miydi derken ertesi gün de cuma. Aylarca ertelediğim işler, diğerlerini ertelediğim için kendilerine başlayamadığım işler, bazılarını ertelediğimden dolayı başlamayamadığım için hayattan zevk alacak aktivitelere engel olan işler. Masanın üstünde kolları kopmuş bir dinozor iskeleti duruyor. 3D yazıcıdan basmıştım, kolları kopmuş. Ona kol basıcam güya. Al mesela. Saçma sapan ve kafamda boşa yer kaplayan bir iş.
Kişisel websitemi önümdeki en büyük engel olarak görmeye başladım bir süredir. O engel kalksa sanki her şey yoluna girecekmiş gibi. Kafamda büyüttükçe büyüttüm muhtemelen. Bu yazı bile onun procrastination etkisi olabilir. Muhtemelen öyle. Yaptığım projeleri yazmam gerekiyor birer tanıtım gibi. Liste yaptım, 20’de 2 tamam. Düzelicez inşallah be.
Genel olarak hayatımdan memnunum. Geçim sıkıntısı çekmediğim, ciddi bir sağlık sorunu yaşamadığım, genel olarak mutlu bir hayatım var. Burada yazılı düşündüklerim kafamın içindeki ikinci dünya. Elbette kesişim noktaları var ama nankörlük de yapmak istemem, buraya not düşeyim.
Hayattaki bir sonraki hedefim bahçeli bir ev almak. Bunun için bugünün parasıyla yaklaşık 10 milyona ihtiyacım var. Bugün düşündüm de 10 milyonum olsa da tamamını bir eve verip kendimi sıfırlayamam ki. Ama 15 milyonum olsa mesela 10 milyon yerine 15 milyonluk evlere bakmaz mıyım? Bence bakarım. Sonsuz bir döngü galiba bu. Neyse bahçeli ev hayalimden bahsedeyim. Buraya yazdığım hayallerim genelde gerçek oluyor. Sitenin bereketi sirayet etsin hayalime.
Hayalimdeki bahçeli ev tek katlı olmalı. Öyle iki katlı istemem, üç katlı hiç istemem. Modern, tek katlı, önünde verandası olan bir ev. Geniş bir arsası olsun. Ev arsanın ortasına yakın, kenar sınırlarına uzak olsun. Eşim dostumla önünde oturup sohbet ederken sesim çevre evlerden duyulmasın mesela. İçinde kocaman bir ağacım olsun. Arabamı park edecek kadar bir park yeri ve eve yürüyecek bir patika dışında tamamı yemyeşil çim olsun. Ekim dikim yapmak için kenar köşede ayrı bir yer ayırayım. Bahçede karınca yuvaları olsun, her gün onları inceleyeyim. Manzarası olsun. Orman manzarası olur, göl manzarası olur, olmaz ya deniz manzarası olur. Ufka bakabileyim en azından. Gece zaten manzaranın kralı benim olur. Güvenli bir yerde olsun, insanlardan çok uzak olmasın ama insanlara yakın da olmasın.
Böyle apar topar tek nefeste yazdığım bu yazı da 38’inden sonraki Sezer’e ve okuyan herkese bir hatıra olarak kalsın. Sevgiler. 27.09.2026 22:24

