Genel Kültür Günlük

Bu Hafta Ne Öğrendim #03


Bu hafta ne öğrendim serisinin üçüncüsüyle karşınızdayım dostlar. Yarın yeni bir hafta başladığından, ben bu yazıyı yayınladığımda siz muhtemelen sabah erken kalkmak üzere sıcak yatağınızda uyuyor olacaksınız. Bu hafta öğrendiğim en önemli şey bir arabaya park sensörünün nasıl takıldığı oldu. Bu işi kendi çabalarımla öğrendiğim için, bu konuya burada tek paragraflık bir yer vermek yerine ayrı bir yazı yazdım.

Bu hafta Interstellar (Yıldızlararası) filmini büyük beklentilerle izledim. Film çok övgü alıyordu internet üzerinde ve astronomiye meraklı bir insan olarak filmi çok beğeneceğimi düşünüyordum. Hatta film ile ilgili bir blog yazısı yazma fikri aklımda sabit bir yer bulmuştu bile. Fakat hayal kırıklığına uğradım. Kara delikten kaçmak için gemiden ağırlık atılan ve kara delik içinde kaydıraktan kayar gibi dolaşan bir astronotun bulunduğu bir senaryo, salak yerine konulduğum hissi uyandırdı bende.

Bu filmin bana öğrettiği şey ise Blockbuster isminde bir kavram. Blockbuster, gişe hasılatı 100 milyon doları geçen, dev bütçeli filmler için kullanılan bir kavrammış. Bunu öğrenince bu tür filmlere daha farklı bir gözle bakmaya başladım. Interstellar’daki kara delikte adam kaybolup gitse insanlar bundan hoşnut olmazdı, fakat oradan elini kolunu sallayarak çıkıp, film de yeşilçamvari bir finalle bitince, insanlar filmi öve öve bitiremiyor. İşte kilit nokta bu. Gerçekçilik değil, beklentiyi karşılamak, insanlara istedikleri sonu göstermek para kazandırıyormuş demek ki. Bunu öğrendim.

Mars‘ın kızıl gezegen diye bilindiği malumunuz. Peki hiç düşündünüz mü neden kızıl diye? Cevabı çok basitmiş. Mars toprağında bol miktarda demir elementi mevcutmuş. Topraktaki kızıllığın sebebi ise demir oksitmiş. Yani bildiğimiz paslanmış demir.

İstanbul’un Tozkoparan diye bir semti var. Adının nereden geldiğini merak ettim. Toz ve koparmak kelimeleri arasında bir bağ kuramadım ama elbet eskiler bir mantık üzerine oturtmuştur diye düşündüm. Osmanlı zamanında çok güçlü ve başarılı bir okçu varmış. Adı da Tozkoparan İskender’miş. Ona tozkoparan denilmesinin sebebi ise, yayda bulunan telin bağlı olduğu, son derece sağlam ahşap kısmı, yayı çekerken kırıp koparmasıymış. Tozkoparan İskender, 846 metre uzaklığa ok atarak ulaşılması güç bir dünya rekoru da kırmış.

İnsan doğar, diğer insanları taklit ederek konuşmayı ve diğer eylemleri öğrenir. Alman İmparatoru 2. Frederik‘in canı sıkılmış, acaba çocuklara konuşmayı öğretmesek nasıl iletişim kurarlar, nasıl bir dil geliştirirler diye düşünmüş. Kendisinin talimatıyla, 50 kadar bebeğe bakan bakıcılar onlara sadece mamalarını verip altlarını değiştirmişler ve hiç konuşmamışlar. Peki bebekler hangi dili konuşmuş? Keşke bu sorunun bir cevabı olsaydı fakat konuşacak yaşa ulaşamadan bebeklerin tamamı ölmüş. Beyindeki hipokampus denilen yerde bebeğin ilk duygusal belleği işlemeye başlıyormuş. Eğer bebekle iletişim kurmazsak, kendisiyle ilgilenilmediğini ve istenmediğini anlıyormuş. Hipokampus denilen merkez de “istenmiyorum” mesajını alınca, bebeğin beyni onun yaşamı için gerekli olan salgılamaları durduruyor ve bebek de yavaş yavaş ölmeye başlıyormuş.

Kuzey Kore, 1974 yılında İsveç’ten 1000 tane Volvo 144 binek araba almış ve parasını hala ödememiş. Bana kalırsa ödemeleri de mümkün değil. Çünkü zamanında İsveç Kronu ile satın aldıkları arabaların değeri, döviz kurlarında gerçekleşen düşüş ve yükselişler sebebiyle gün geçtikçe artmış ve şu an toplam borç tam 393 milyon dolarmış. Bildiğin külüstür arabanın tanesi 393 bin dolara geliyor hacı. Ulan Kim Jong-un, yapacağınız yatırımı seveyim.

Norveç‘in Longyearbyen şehrinde, Kıyamet Ambarı olarak bilinen ve 2008 yılında kurulmuş Svalbard Küresel Tohum Deposu adında bir depo varmış. Burada, dünyada bulunan tüm bitkilerin tohumları saklanıyormuş. Amacı da olası bir nükleer saldırı ya da dev bir felaket sonrasında dünya üzerinde yok olacak olan bitkileri yeniden yetiştirebilmeyi sağlamakmış. Korkutucu.

Yıllardır bize “boynuzlu” olarak tanıttıkları Vikingler‘in boynuzlu miğfer taktıkları ile ilgili hiçbir kanıt yokmuş. Bütün bu goygoyun sebebi 1876 yılında Richard Wagner’in Nibelung Yüzüğü operasında gösterilen bir Viking’e boynuz takılmasıymış. Adamlara çok ayıp ettik.

Albert Einstein ilkokulda matematikten kalmış, hatta küçükken salakmış. Bu da başka bir yalan. Einstein, hayatı boyunca matematikten hiç kalmamış. Hatta adam 15 yaşından önce diferansiyel ve integrale hakimmiş. Ki ben hala bunların ne anlama geldiğiyle ilgili bir fikir sahibi değilim. Sene olmuş 2015.

Yarasalar kör değilmiş. Yarasaların %70’e yakını, ekolokasyon, yani ses ile yönleri tayin etmesine karşın bütün yarasaların gözleri ve görme kabiliyetleri varmış. Yıllardır ne sallamıştık oysa yarasalar kördür falan diye. Adamların günahını almışız resmen.

Ayçiçeği tarlasının yanından geçtiyseniz bilirsiniz. Hep aynı muhabbet olur. Bu çiçekler güneşe bakıyor falan. Üzgünüm ama o da yalanmış. Yani kısmen yalan. Ayçiçeği gün boyunca güneşi takip etmezmiş. Gün boyunca direk doğuya bakarlarmış. İlk gelişim aşamasında çiçekler belirene kadar bir takip söz konusuymuş ama bunu zaten neredeyse her bitki yapıyormuş.

Google, harita geçmişimizi kaydediyormuş. Hem de böyle grafikli mrafikli. Yok artık olmaz öyle şey dedim, şu sayfaya baktım, ohoo adamlar beni benden iyi tanıyorlar. Android telefon kullanıyorsanız ve her soruya, soruyu okumadan “kabul ediyorum” diye cevap veriyorsanız linkini verdiğim sayfada zengin bir grafikle karşılaşacaksınız.

Maket bıçaklarının altında, körelen ucu kırmak için bir girinti bulunuyormuş. Bunu okuyunca hemen gibip takım çantamdaki maket bıçağına baktım. Yıllardır boşuna zorlamışım kendimi. Birkaç defa acaba bu boşluk ne işe yarıyor diye düşünmedim değil aslında. Hiç gerekmediği halde hemen oracıkta ucunu kırdım o aparatla. Her şey bilim için…

Son olarak buzlu cama şeffaf bant yapıştırınca, flu olan camın arkası net görünüyormuş. Bunu hangi işsiz keşfetti acaba?

Yazar Hakkında | Sezer İltekin

2008 yılından bugüne tam 10 yıldır blog yazıyorum. Bilgisayar, hayatımın vazgeçilmez bir parçası. İmkanı olsa kod yazarak hayatını idame ettirmek isteyen, kamuda bilgi işlem sorumlusu olarak çalışan 30 yaşında bir adamım. Evliyim ve 3 yaşında Emir adında bir oğlum var. Bir tanesi lisans, dört tanesi önlisans olmak üzere birbiriyle ilgisiz 5 üniversite bölümünden mezun oldum. Şu anda Açıköğretim Web Tasarımı ve Kodlama bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. Diploma biriktirmek için değil, ölmeden önce olabildiğince çok şey hakkında bilgi sahibi olabilmek için okuyorum. PHP, dronlar, fotoğrafçılık, karıncalar ilgi alanlarımdan bazıları. Daha fazlası için: Ben Neymişim »

9 Yorum

  • Google’ın harita geçmişini kaydetme olayını ilk kez duyuyorum. (Yazıda yazan birçok bilgiyi ilk kez duyuyorum aslında.) O sayfaya bir baktım da Google benim gidip de hatırlamadığım yerleri biliyor. Tüm geçmişi sil dedim demesine de Google’ın veri tabanına çoktan kazınmış. Ne kadar silsek de nafile.

  • Bildiklerimin olduğu kadar bilmediklerimin de olduğu bir yazı olmuş :) Özellikle Einstein ve Vikingler olayını bilmiyordum, uygun bir zamanım olursa bu konuyu araştıracağım. Bu arada adamlara boynuz ile harbiden çok ayıp etmişiz.

  • Çoğu bildiğimi sandığım şeylerin yanlış olduğunu gördüm. :)
    Bazı bilgileri ise ilk kez buradan öğrendim.
    Google’ın kayıtlarına baktımda benim adıma bi kayıt pek göremedim daha. Sanırım bana yetişemiyor bu Google. :p
    Yine çok yerinde ve güzel bir yazı olmuş.

  • Sayende birçok şey öğrendim abi yine eyvallah, ama maket bıçağı olayını ortaokulda öğrenmiştim.

    Bu google mapsi kontrol edeyim dedim ama hiç kayıt bulamadım, hayret ettim (:

    İnterstelları ise beğenmiştim.

  • konum geçmişi kayıt altına alınmaz siz isterseniz kayıt altına alınır. Ve isteğiniz dahilinde silinir

Yazı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?


Önemli: Ticari (SEO) amaçlı yorum backlinkler cüzi bir ücret karşılığında onaylanmaktadır. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın.