Bu Hafta Ne Öğrendim #06

Giysileri ters giyme durumu, özellikle bisiklet yaka ve düz renkli bir tişört giyecek olduğumda başıma sıklıkla gelir. Bunu çözmenin kolay ve evrensel bir yolu varmış. Kıyafetlerin içindeki etiketler her zaman onu giyiş yönümüze göre kıyafetin sol tarafına dikiliyormuş. Tabii bu sadece tişörtler için değil tüm kıyafetler için geçerli. Bundan sonra etiketlerinize baktıkça beni hatırlarsınız.

Eski Türkler, daha önceden girmedikleri bir ormana girerken kötü ruhları ve şetyanı korkutup kaçırmak için ağaçlara vururlarmış. Günümüzde dudakları büzüp “muççç” sesi çıkartarak şeytan kulağına kurşun demek ve tahtaya vurmanın kaynağı da bu eylemmiş. Eski Türkler’den -dolayısıyla Şamanizm’den- bugüne kadar ulaşan, ölünün arkasından helva yemek, geceleri tırnak kesmemek, mezarların ayak ucuna küçük suluklar koymak gibi yüzlerce ritüel daha varmış.

Kızgın yağın üzerine su dökülürse ortaya kocaman bir alev topu çıkıyormuş. Birkaç damla su sıçrayınca meydana gelen orantısız patlamalardan belliydi. Aman diyim, evde denemeyin. Denerseniz böyle olur.

Silahlara takılan susturucuların, o kadar yüksek sesi nasıl yok ettiğini hep merak etmişimdir. Bu merakımı bu hafta yenmiş bulunuyorum. Silah ateşlendiğinde çıkan o yüksek ses, fişeğin içinde bulunan barutun patlamasıyla ortaya çıkan basınçtan kaynaklanıyor. Buraya kadar biliyordum zaten. Peki susturucu takınca o kadar basınç nereye gidiyor? Şimdi olay şöyle gelişiyormuş: Normalde silahın ateşlenmesi ile namlu içinde oluşan basınç santimetrekareye yaklaşık 200 kilogram kadarmış. Fakat susturucunun hacmi, namlunun hacminden 20 – 30 kat büyük olduğu için bu basınç santimetrekareye 15 kilograma kadar düşüyormuş. Balonu iğneyle patlatırsak yüksek bir ses çıkar da, ağzını açıp havasını boşaltırsak, hava tıs tıs diye çıkar ya, o hesap. Tüm numara basınca istediği rahat ortamı sunabilmekteymiş.

Peki klimalar nasıl çalışır? Ben sanıyordum ki, dışarıya koyulan o kocaman pervaneli şey sürekli içeri temiz hava veriyor, klimanın içindeki ısıtıcı ya da soğutucu da o havayı ısıtarak ya da soğutarak içeri gönderiyor. İtiraf edin siz de böyle biliyordunuz. Maalesef işin aslı öyle değilmiş. Klimaların içinde bir sıvı varmış. Bu sıvı istenildiği zaman sıkıştırılarak buharlaştırılıyor, istenildiği zaman basınç düşürülüp sıvı hale geri döndürülüyormuş. Sıkıştırma bir kompresör sayesinde oluyormuş ve sıvı sıkıştırılırken ortaya çıkan ısı, başta bahsettiğim o kocaman pervane vasıtasıyla dışarı atılıyormuş. Daha sonra basınç azaltılınca bulunduğu ortamdan ısı çekip, buz gibi havayı bize veriyormuş. Yani sizin anlayacağınız, içeri temiz hava falan girmiyor. Aynı havayı döndürüp döndürüp bize veriyormuş bu klimalar. O dışarıdaki pervane de içeri hava almıyor, dışarı sıcaklık veriyor.

Arabalarda bulunan ve vites sisteminin halk dilindeki adı olan şanzıman, Fransızca changement‘dan geliyormuş ve tahmin edebileceğiniz üzere değişim demekmiş. Vites de sürekli değiştirilen bir şey olduğuna göre gayet mantıklı. Okunuşu “şanjımın” şeklinde ama biz Türkler öyle “J” harfi ile falan uğraşamayız, yapıştırmışız hemen şanzımanı. Koçum benim.

Golf her ne kadar ülkemizde pek popüler olmayan bir spor olsa da herhalde hepimiz bir golf topu görmüşüzdür. Ben görmedim diyen varsa önce buraya tıklasın. Şimdi herkes görmüş oldu. Gördüğünüz veya bildiğiniz üzere bu topun üzerinde girintiler mevcut. Ben bu girintileri şekil olsun diye yaptıklarını düşünmüştüm. Önyargı çok kötü bir şey. Meğer bu girintili top bilimin golf severlere bir hediyesiymiş. Küre şeklinde cisimler havada ilerlerken sürüklenme kuvveti diye bir kuvvete maruz kalıyorlarmış. Golf topunun üzerindeki girintiler, top üzerindeki hava akımının daha erken türbülanslı hale geçerek, bu akımın top yüzeyinden ayrılmamasını sağlıyormuş. Böylece top, normalde gidebileceği uzaklıktan daha uzağa gidebiliyormuş. Teşekkürler bilim. Her ne kadar hiçbir zaman golf oynamayacak olsam da şu anda Yozgat’taki Ayşe Teyze’nin hiçbir zaman kullanmayacağı Marmaray’a sevinmesi gibi sevindim.

Dinamit yer fıstığından yapılıyormuş. Duyunca yok artık dedim, Google’a bir göz attım. Bir sürü site kaynak göstermeden basmış bu ilginç bilgiyi. Bende kaynaksız bilgi olmaz hacılar. Buraya yazdıklarım -çoğunun kaynaktan yoksun olmaları sebebiyle- bir hafta boyunca öğrendiğim şeylerin en fazla onda biridir. Günümüzde internet tam bir bilgi çöplüğüne dönüşmüş durumda. Herkes her duyduğunu yazıyor. Kaynak götüm felsefesiyle olmaz bu işler. Neyse, dinamit diyorduk. Fıstıktan yapıldığı bilgisi dolaylı olarak doğru fakat eksik. Dinamit Gliserin adlı maddeden yapılıyor ve bu madde hayvansal ve bitkisel yağların içinde bulunuyor. Fıstıkta da bitkisel yağ olduğuna göre olaylar bir şekilde gelişiyor. Yani bu mantıkla inekten bile dinamit yapabilirsiniz.

Direk dansı diye bir dans var. Genellikle kadınlar tarafından yapılır, erotik dans sınıfına girer. Bir direğin etrafında yılan gibi hareketler falan. Hep merak ederdim bu kadınların kolu bacağı acımıyor mu dönerken diye. Sonra bu dansın İngilizce adını öğrenince kafamda bir ampul yandı. Ecnebiler bu dansa Pole Dance diyor. Yani kutup dansı. Bizim direk dediğimiz şey kafada sabit bir direk figürü oluşmasına sebep oluyor. Ama kutup deyince olay değişiyor. Kutup, dönen bir şeyin uç noktalarına verilen isimdir. Benim kafamdaki tanım böyle. Peki o direk de dönüyor olmasın? Dönüyormuş dostlar. Kendi ekseni etrafında mis gibi dönüyormuş. Yüzeyi parlak olduğu için tabi biz bu dönüşü fark edemeyip, olayı dansçı dönüyor olarak algılıyormuşuz. Ben şimdi rahatladım.

Daha önce belirttim mi bilmiyorum ama ben sırf bu blog için (belki blog yazarlığına bir nebze profesyonellik katar umuduyla) açıköğretim üzerinden Medya ve İletişim bölümü okuyorum. Şu anda ikinci sınıfın son dönemindeyim. Ayıptır söylemesi ilk 2 dönemi onur belgesi ile, üçüncü dönemi ise yüksek onur belgesi ile tamamladım.

Bu haftasonu ara sınavlar (kullanmayı sevmediğim adıyla vizeler) vardı. Her zaman olduğu gibi bu defa da sınavlara çalışamadım. Sınavdan önceki yarım saatlik sürede ünite sonu testlerinin doğru cevaplarına göz atarken ilginç bir soruyla -daha doğrusu cevap seçeneklerinden biriyle- karşılaştım. Anadolu Üniversitesi chat kelimesini bakın nasıl Türkçe’ye çevirmiş. Haftaya Bu Hafta Ne Öğrendim serisinin 7.si ile görüşmek üzere.


Bu yazıyı sevdiklerinle paylaş:FacebookTwitterWhatsAppPinterestLinkedIn
Yazan
Sezer İltekin
Yazıya bir yorum yap

6 Yorum
  • Sayende genel kültürümüz nirvanaya ulaşacak :)

    Ayrıca arkadaşlara tavsiyem; konu bulamadığınız bir muhabbet ortamınız varsa bu bilgiler çok işe yarıyor. Tam konuşacak bir şey kalmadı dağılalım mı derken patlatın golf topuyla ilgili bilgiyi bakın ortam nasıl alevleniyor :))

    • Haklısın, gereksiz konulardan bahsetmektense, bu tür faydalı bilgilerden konuşulabilir. Ayrıca burada öğrendiğiyle Kim 500 Bin İster gibi bir yarışmada para kazanan olursa payımı isterim :)

  • abi cidden her hafta böyle bi yığın şey öğrenebilecek bi kapasitem yok sanırım ya da böyle bir isteğim yok desem daha mı doğru olurdu ne :) en azından sayende fazla aranmadan merak etmiş olabileceğim bi kaç şeyi öğrenmiş oldum: şu şeytan kulağına kurşun meselesini hep merak etmişimdir ama açıkcası böyle bişey çıkacağı aklımın ucundan bile geçmezdi, derslerde öğrencilere anlatılabilir nükteler arasına alıyorum müsadenle :)
    son not: babam da bana hep “koçum benim” der, görünce burada, duygulandım ıccık

  • Yine bambaşka bilgiler.
    Valla her hafta öğrendiklerini okuyarak bende yeni yeni bilgiler öğreniyorum hocam.
    Şu kızgın yağa su dökme işini uygulamaya alacam. :D
    Hoşuma gitti inşallah kaşı gözü yakmam.