Japon Balığı

Son 30 Yılın Zırvası: Oku Kendini Kurtar

Oku kendini kurtar. Okumazsan benim gibi sürünürsün. 

Son 30 yılın en boktan, içi boş nasihati. Kendini bir şeylerden kurtarmak zorunda hisseden 90’lar nesli için yıllarca popülerliğini korudu ve yakın zamanda zırva olduğu anlaşıldı. Şimdilerde gün geçmiyor ki ana haber bültenleri şöyle bir haberle devam etmesin: “Ülkemizde şu kadar üniversite mezunu işsiz var. Ahmet iki yıl önce üniversiteden mezun oldu fakat pazarda limon satıyor. Ayşe üç üniversite bitirdi ama kendi işini yapamıyor”

Hepimizde bir elma varsa ve ikinci elmaya ihtiyaç duymuyorsak elmanın takas değeri sıfıra düşer. Hepimiz fırın açarsak kimse kimseye ekmek satamaz. Peki hepimiz üniversite mezunu olursak ne olur? Evet, görece çok olan maalesef maddi olarak değersizdir. Bu elma da olsa, ekmek de olsa, insan da olsa böyledir. 

15 sene önce üniversite tercihi yaparken birçok öğretmenlik bölümüne puanım yetiyordu. Tercih döneminden aklımda kalan bölümlerden biri kimya öğretmenliği. Yazmak isterdim, yazmadım. Neden yazmadım ki? Eğitim fakültesinde okumaya başlıyorsun, dört sene sonra öğretmen olup hemen atanıyorsun ve meslek sahibi oluyorsun. Öyle değil mi? Tabii ki değil dediğinizi duyar gibiyim ama farkında mısınız, milyonlarca insan öyleymiş gibi davrandı ve davranmaya devam ediyor. Atanma olayının öyle kolay olmadığını, devletin her branştan sınırlı sayıda alım yaptığını sadece ben mi biliyordum da gül gibi bölümü yazmadım? Hayır, herkes her şeyin farkındaydı. Mesela tıp okuyan adamın atanmama gibi bir ihtimali yok ama tıp kazanmak kolay mı? Sadece doktorlarda elma var ve piyasada az doktor var. Bu yüzden elma değerli. 

Size hepimizin bildiği küçük bir sır vereyim: Gençlerin çok büyük bir kısmı sadece üniversite okuyor olmak için “aldığı puana göre” tercih yapıyor. Artık sığamadığı ve bir önceki nesile ait boktan düşüncelerin hüküm sürdüğü o evden kurtulmak, “oku kurtar kendini” zırvasına daha fazla maruz kalmamak, cebinde parası olmasa da dört sene özgürce yaşamak ve farklı bir şehirde olmak istediği kişiyi “oynayabilmek” için okuyor. Kesinlikle yadırgamıyorum, aynı duyguları ben de yaşadım fakat eleştirdiğim şey üniversite bitince rüyadan uyanıp konuyu çarpıtarak olayın bir kelime oyununa bağlanması: “Üniversite mezunuyum ama işsizim.”

Oku kendini kurtar cümlesi başarısızlığın asıl sebebi aslında. Tam bir köylü kurnazlığı barındırıyor içinde ve alt metni şu: Diğerleri ne yaparsa yapsın, sen az iş yaparak çok para kazan. Sürekli bir “kurtulma” çabası. Kurtulmaya çalışırken yaşamayı unutuyoruz, yeteneklerimizi keşfedemiyoruz, kafamızdaki asıl konuya yani para kazanmaya da odaklanamıyoruz. Tek amaç zamanın bir şekilde geçmesi ve üniversite isimli sihirli değnek yardımıyla “okuyup kurtulmuş” olmak. Bu yüzden herkes işine küfür ederek gidiyor. Yanlış tercihler sonucunda yanlış hayatlar yaşanıyor. Sorun tam olarak bu. 

Birçok beyaz yakalı “okuyup kendini kurtarmış” hissetmek için üç kuruş maaşa haftasonlarında bile çalışıyor. Evine çağırdığı klima tamircisiyle üst perdeden konuşurken o klima tamircisinin bir ayda kendisinden beş-altı kat fazla kazandığını bilmiyor. Bir de klima tamircisi üniversite mezunuysa şaşırıp, acıyarak bakıyor. Vah vah, kendi işini yapamamış, yazık adama. Burada bir kavram daha çıkıyor ortaya: Kendi işini yapmak ya da yapmamak.

Sanılıyor ki bir üniversite bölümü okuduysan o artık senin değiştirilemez, değişmesi teklif dahi edilemez görevindir. Akıllı insanlar artık köyüne gittiğinde “okumuş adam” sayılmak yerine hangi bölümden mezun olduğuna bakmaksızın kendisine para kazandıracak alanlara yönelmeyi tercih ediyor fakat aynı zamanda sırf bir bölüm okudu diye başka bir arayış içine girmeyen, yıllarca işsiz bekleyen, başka iş yapmam kendi işimi yapacağım diye ısrar eden ama mezun olduğu günden sonra bir arpa boyu yol almayı akıl edememiş insanlar da var. Bu insanlar için üzülüyorum.

Üniversite okumak bir insanı bilge yapmıyor hatta herhangi bir konunun “uzmanı” bile yapmıyor. Olsa olsa bir alanın uzmanı olmaya aday oluyorsunuz. O alanda aldığınız tüm derslerin yüzde kaçını aklınızda tutabilirsiniz ki? Peki üniversitede aldığınız eğitimin kalitesi ne alemde? Pazartesi gel başla deseler, yapacağın işle ilgili bir fikrin var mı? Bu yüzden iş ilanlarının tamamında tecrübe kelimesi geçiyor. Ama beyimiz istiyor ki kendisine sırf diploması var diye “gel ağam sen okumuş adamsın şirketin başına geç” denilsin. Sonuç hayal kırıklığı.

Maalesef hayatın tüm gerçeği tek kelimeyle özetlenebilir: Kapitalizm. İşin sırrı değer üretmekte. Para kazandırırsan para kazanırsın. Diploman kimsenin umrunda değil. Asgari ücret teklif edilen yeni mezun mühendisler olduğunu biliyorum fakat sistem acımasız. Eğer çaycının şirkete kattığı değer senin kattığın değerden fazlaysa çaycı ile aynı aynı maaşı almayı bile hak etmiyorsun bu sistemde.

Beni bilen bilir, siyasetle işim olmaz, akıl ve mantık çerçevesinde doğru olan neyse onu savunurum. Bu yazımdan “ülkede işsizlik yok, insanlar iş beğenmiyor” gibi saçma bir mesaj çıkartmayacağınızı umuyorum. Her köşe başına bir üniversitenin açıldığı son on senede neredeyse herkes bir şekilde üniversite mezunu oldu. Bu yüzden “üniversite mezunu işsiz” diye bir şey kalmadı, sadece “işsiz” diyeceksiniz. Onu diyorum.

Kapak görseli Ahmed Zayan
Bu yazıyı paylaşmak istersin diye buraya renkli düğmeler koydum
blank
Blog Yazarı
Sezer İltekin
Bu konuyla ilgili bir fikriniz var mı?

9 Yorum
  • Yıllar önce gençlere verdiğim tek tavsiye kaçın kendinizi kurtarın. Hala geçerli.

    • Biz bir tarafımızı da yırtsak maalesef her şey politik; kaç kendini kurtar en akıllıca tavsiye. (imza: Bir doktor)

    • Şu anda yurt dışında yaşıyorum. Maddi yönden bu çağrınıza hak veriyorum fakat bir süre sonra insan ülkesini gerçekten özlüyor. En azından bende öyle oldu. Yurt dışında birkaç yıl daha yaşamak isterdim ama şartlarım ne kadar iyi olursa olsun eninde sonunda dönerdim sanırım.

  • Yazıda sana katıldığım pek çok yer var. Diğer yandan “oku, kendini kurtar” nasihatinin ise tam olarak öyle olmadığını düşünüyorum.

    Aynı jenerasyondan sayılırız. Biz ortaokul dönemindeyken lise sınavları insan hayatında belirleyiciydi. ÖSYM gibi kurumlar o dönemde insanlara şu imkanı sunuyordu: Aile durumun nasıl olursa olsun, torpilli bir dayın ya da amcan olsun olmasın eğer sınavlarda iyi puan alırsan iyi bir lise ve üniversite eğitimi alabilirsin. Yine aynı şekilde üniversitede başarılı olursan iyi bir işin olabilir. Böylece iyi bir hayatın olabilir ve kendini kurtarabilirsin.

    Ancak sınavlardaki torpil vakaları, ÖSYM’nin başında bir FETÖ mensubunun olduğunun tespit edilmesi derken kendini ancak okuyarak kurtarabileceğini düşünen gençlerin de bakışları değişti.

    Eğer yazı son 10 yılı içerseydi tamamen katılırdım. Ama bizim için okumak gerçekten kurtulmak için en iyi yoldu. 9 yaşımdan beri her yaz çalıştım. Biz çocukken erkek çocuklar iş öğrensin, çevre edinsin, insan ilişkileri güçlensin diye çırak verilirdi. Aynı zamanda bir dersti o yazlar. Çünkü eğer okumazsan kalfaların, ustaların ya da patronların seni nasıl ezebileceğini görürdün.

    Bunun bir de okumayacaksan sanayiye veririz yaklaşımı var. :) Hoş, günümüzde sanayideki kazançlar üniversite okumuş pek çok beyaz yakalıdan çok daha iyi. :)

    “Oku, kurtul” ifadesi son 10 yılda “kendini yetiştir, kurtul”a döndü. Zira artık okumak kurtarmıyor.

    • Çocukluktan bu yana birçok işte çalışmış ve ortaokul çağında sanayide çıraklık yapmış biri olarak yorumuna katılıyorum. Kesinlikle “okumak gereksizdir” gibi bir iddiam yok, okumak zaten standart gereksinim. Senin de söylediğin gibi kendini bir alanda geliştirmek ise asıl amaç olmalı.

  • Bu yazıdan tam bir podcast olurmuş aslında :) Bu algı benim çocukluğum için geçerli ama başkalarının nasihati değil de kendi kendime ettiğim bir nasihatti. Daha 5 yaşında ticareti bilinçli bir şekilde tatmış ve babamın başarısızlıklarının ve borçlarının ceremesini hissetmiş olmam nedeniyle okuyup öğretmen olmak kendi dar çerçevemdeki tek umudumdu. Büyüdükçe kendimi hayatın akışına bırakıp okumaktan ve üniversiteden bile vaz geçtiğim bir anda ilk kez ailemden bu nasihati duyarak hayallerime dair bir işi bırakıp okulumu tamamladım. Şuan nerede ve neyle meşgul olurdum bilmiyorum ama pişmanlığım yok: Ara ara kendimi darlamak isteyip birkaç dram filmi izledikten sonra uyku önce keşke hayalleri kurmanın haricinde tabi :)

    Ne haksızsın diyebiliyorum, hak veriyorum ne de tamamen haklısın diyebiliyorum. Kafam karışık, konuya bakılabilecek yüzlerce farklı pencere var. Ama kesin olan şu ki İlyas Salman’ın diplomalı hıyarcısından bu yana okumak tek çare değil.

    • 33 yıllık hayatımda öğrendiğim en önemli gerçek, her konuya bambaşka pencerelerden bakabileceğimiz. Zaman değiştiğinde bu yazının tam tersini de savunabilirim ama şu anda düşündüklerim ve hissettiklerim bunlardan ibaret. Bu arada podcast uçar, yazı kalır :)

  • Güzel bir yazı kaleme almışsınız. Ülkenin bariz problemi diplomalı cahil yetiştirmek. Bu sadece üniversitede başlamıyor. Herkesin okumasının zorunlu kılındığı alt kademelerde başlıyor. Herkesi okumaya zorlamak kadar saçma bir yapı ülkede olduğu sürece bazı şeyler rayına oturamaz.

  • Yaklaşık 5, 6 yıldır bloglar sayesinde birbirinden değerli bloggerlar ile tanıştım. Bunlardan biriside kelimelerbenim blogu,

    Kısacası bu zaman zarfında şunu öğrendim blog ve bloggerlar’ı hafife alan insanlar ile dolu çevremiz lakin sezer bey’ de olduğu gibi blog ve bloggerler okul gibi.(gerçek bir hazine) tebrikler sezer bey.